Edremit Körfezi’nin “Antik fotoğrafı” çekiliyor.

- Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kuzey Ege Arkeoloji Araştırmaları ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Murat Özgen başkanlığında yürütülen yüzey araştırmaları ile Edremit Körfezi’min “Antik haritası” çıkartılıyor

0
417
KABOTAJ Kurtuluş

– Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kuzey Ege Arkeoloji Araştırmaları ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Özgen;

– “Son 4 yıldır körfez genelinde Burhaniye ve Gömeç ilçelerinde projeler üzerinde öncelik verdiğimiz belli alanlar vardı, bunların yanı sıra güney sahada Ayvalık özelinde 165 noktada belgeleme çalışması gerçekleştirdik.”

– Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Taşınabilir Kültür Varlıkları Koruma ve Onarım Yüksekokulu Görevlisi Denktaş;

– “Yüzeysel araştırmaları kapsamında 2015 yılından buyana yapmış olduğumuz tespitler arasında çok sayıda antik dönem taş ocakları yer alıyor.”

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kuzey Ege Arkeoloji Araştırmaları ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Murat Özgen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Edremit Körfezi’nin kültür envanterini çıkarmak için 4 yıldır çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

Özgen, “Son 4 yıldır körfez genelinde Burhaniye ve Gömeç ilçelerinde projeler üzerinde öncelik verdiğimiz belli alanlar vardı. Devamında güney sahada Ayvalık özelinde 165 noktada belgeleme çalışması gerçekleştirdik.” dedi

Bölgenin kültür envanterini bütünler vaziyette yeni tespitlerinin oldukça sayısal olarak fazla oluğunu kaydeden Özgen; “Yüzey araştırmasında çalıştığımız saha içerisinde Edremit Körfezinin güneydoğu kıyısı ve Madra Dağı arasında kalan bir alivyar düzlük ki bu Ayvalık sahasına kadar inmekte. Bütün bu saha içerisinde prehistorik yerleşimlerin olduğu tespitlerimiz var. Kuzeyden güneye doğru göz atarsak Madra tepe zaten daha önceki tespitlerde belgeleniş bir Tunç Çağı höyüğü durumundayken yine Hüyücek Burhaniye ilçesi sınırları içerisinde bir Tunç yerleşimiyken bizim kazılar vasıtasıyla da 2012 yılında da saptadığınız Ören’in kuzeye uzanan bir burnu niteliğindeki Bergaztepede kültür katları Kalkolitik döneme kadar inmekte. Denizle ilişkili bu durum bölge için oldukça önemli” diye konuştu.

Kız çiftliği yakınında konumlanan Kistene ve Ayvalık’ın güney sahasında bu yıl belgelemelerini yaptıkları Yel değirmeni tepe de Tunç Çağı izleri olduğunu ifade eden Özgen şunları söyledi;

“Körfez bölgesinde iç kesimlerden gelen vadileri kontrol eder vaziyette ve Edremit düzlüğü kontrol eden ve güney sahasını kontrol eder vaziyette bir kaleler sistemi var. Bunlar her biri birbiriyle ilişki içersinde düzlüğü kontrol eder vaziyette karakol yerleşimleri niteliğinde. Bunlar Geç Klasik Helenistik dönem evreleriyle bir kaleler kurgusu içerisinde. Bunlar da kuzeyden güneye doğru Kocakullutepe, Dedekaya, Tikeçtepe, Asartepe, Asarkaya bu tipteki tespitlerimiz belgelerimiz arasında. 2015 yılından bu yana çevre alanında Körfez’in doğusu ve güneyine odaklanan yüzey araştırmalarında birçok yeni tespit gerçekleştirilmiştir. Adramyttenos Sinus (Edremit Körfezi) ve çevre alanında yapılan araştırmalar, antik çağlar için olduğu kadar, prehistorik ve geç antik dönem ile sonrası ilgisinde de bu coğrafyanın yerleşim modelleri üzerine yeni yorumlar getirebilmektedir. Yüzey araştırmalarıyla kıyı ve Körfez ilgisinde yeni tespitlerle prehistorik yerleşimler belgelenmiştir. Klasik ve Helenistik dönemler boyunca Adramyttene’yi kontrol edip güven sağlayan ve bir sistem dâhilinde birbirleriyle topografik ilişki içerisinde konumlanan tahkimli yerleşim örnekleri bir başka modeli teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra, kırsal Roma ve Bizans yerleşimleri ve Körfez’deki ilk Türk izlerine ait tespitler de bölgenin tarihsel topoğrafyasını bütünler yeni veriler arasındadır. Bu kapsamda farklı kültür ve dönemlere dair yeni arkeolojik veriler sunum dâhilinde özetlenecektir. Ayvalık sahasına doğru yaklaştığımız zaman son 100 yıl içerisinde büyük oranda tahrip olmuş Osmanlı dönemi Rum sivil mimari örnekleri var. Kiliseler, şapeller, manastırlar, yel değirmenleri gibi. Bunlar bir anlamda endüstriyel mirasın da bir parçası durumunda. Biz bunları da birinci sahibi bizleriz ilkesiyle bir kültür envanterini bütünler bir çalışmaya dahil ettik.”

Yüzey araştırmaları çerçevesinde 2016 yılından bu yana Ayvalık bölgesini de ele aldıklarını hatırlatan Medipol Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Hasan Sercan Sağlam, “Arkeoloji metodolojisiyle esasında tüm dönemlere ait olan kültür mirasını belgelemek ve yeni tespitlerle zenginleştirmek istedik. Bu çerçevede özellikle Ayvalık bölgesinde 61 şapel, 10 manastır ve 2 adet mezar şapeli olmak üzere 73 adet yapının kaynaklardan var olduğunu biliyoruz. Fakat buna kıyasla günümüzde bu yapı gurubundan çok az bir kısmının yayınlarda mevcut olduğunu ve de çok çok daha az bir kısmının ise tescilli koruma altında olduğunu gördüğümüz üzere o envanteri zenginleştirmek için çalışmalarımızı sürdürdük. Ayvalık bölgesinde yerleşim merkezleri dışında olan alanlarda ve özellikle de adalarda birçok yeni şapel yapısının ve bazı manastırların ilk tespitiyle mevcut olanlarında belgelemesini gerçekleştirdik. Bunun dışında bir diğer önemli yapı gurubu Ayvalık ve Cunda Adasında toplam 40 adet olduğu belirtilen yel değirmenlerinden sadece 6 adedi tescilli durumda. Kaybolan yel değirmenlerinin de izini sürdük ve yeni yel değirmenlerinin tespitini gerçekleştirdik. Hem bu sayede bölgedeki yapıların esasında çok daha farklı dönemleri, Geç Osmanlı dönemini de kapsayacak şekilde belgelemesini ve tespitlerini yaparak envanteri zenginleştirmeyi hedef aldık. Son olarak da özellikle yine Ayvalık adalarındaki tarım teraslarını tespit ettik. Bugün için adeta kimliği unutulmuş olan atıl vaziyetteki bu adaların son dönemlerinde çok önemli tahıl ve tarım ve hayvancılık maksadıyla kullanıldığının izini sürmek üzere bu adaların ne şekilde kullanıldıkları ve o kültür mirasını ortaya koymak için bu şekilde adalarda çalışmalarımızı gerçekleştirdik. Bu sayede Edremit Körfezi genelinde sadece belli bir döneme odaklanıp o döneme takılı kalmayıp tüm dönemlerdeki kültür mirasını ortaya koymayı ve bilimsel araştırmamızı bu yönde geliştirmeyi hedefledik” şeklinde konuştu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Eski Türk Dili Uzmanı Dr. Serap Alper, “Arkadaşlarımız kapsamlı yüzey araştırmaları esnasında bazı işaretler buldular kayaların üzerinde. Bu işaretleri yorumlamamız gerekti ve bunların Oğuzlara ait tamgalar olduğuna karar verdik. Tarihi kaynaklarla da bunları destekledik ve bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Ama muhtemelen 16. YY. sonrasına tarihlendirebiliyoruz. Oğuzların 24 boyu var. Bunlardan biri Çepniler. Çepnilerin Balıkesir ve çevresine yerleşimi de 16. YY. sonrasına dayanıyor. Dolayısıyla 16. YY. sonrasına tarihleyebileceğimiz işaretler olduğunu düşünüyoruz. Bu çalışma kapsamında Türk izlerinin olması, Türklere ait veri vermesi açısından mühim belgeler niteliğinde bunlar. Bütün bu yüzey araştırmasını Edremit, Havran, Burhaniye, Ayvalık’ı kapsayan saha içerisinde ama biz Kuyucak’ta rastladık bu izlere. Aynı bölgede iki ayrı kaya izlerine rastladık. Belki başka örnekleri de vardır ya da Anadolu genelinde de başka kazılarda da örnekleri vardır ama çoğunlukla taşa rastgele yazılmış işaretler olarak görülüp belki de çok dikkat edilmemiştir. Dolayısıyla Türk tarihi açısından da önem arz ettiği için bunlar daha dikkatli bakılması da gerektiğini düşünüyorum” ifadesini kullandı.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Taşınabilir Kültür Varlıkları Koruma ve Onarım Yüksekokulu Görevlisi Ertun Denktaş da çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi;

“Yüzeysel araştırmaları kapsamında 2015 yılından buyana yapmış olduğumuz tespitler arasında antik dönem taş ocakları yer alıyor. Bu bağlamda mimariyle ilişkisi aslında çok önemli. Adramytteion olarak tanımladığımız bu kentle bu taş ocaklarının ilişkisi bu taşların temini şeklinde. En yakın tespitlerimiz arasında Boşnak Tepe’nin olması büyük kapsamlı bir ocak olarak düşünebileceğimiz bir ocak. Aynı şekilde Yılanlıtepe dediğimiz Ören Mahallesinin içinde yer alan tepenin bir şekilde Ören’e hizmet eden ocaklar olduğunu biliyoruz. Burhaniye sınırları dışında da güneye indiğimizde muhtemelen antik dönemde çok daha geniş bir coğrafyaya hizmet etmiş olduğunu düşündüğümüz yeni tespitlerimiz de var. Şimdilik onları inceleme aşamasındayız. “