Cuma, Temmuz 12, 2024
Semercioglu Zeytincilik
Ana Sayfa Blog

Ahmet Çetin:“Bizimle; üyelerimiz ve Edremit kazanacak”

Ticari yaşamındaki başarılı çalışmaları ile dikkat çeken, saygın ve dürüst kişiliği ile tanınan iş insanı Ahmet Çetin’in  Edremit Ticaret Odası (ETO) başkanlığına adaylığını açıklaması kamuoyunda sevinçle karşılandı.  Edremit’in geleceğine yön verecek güzel bir ekip oluşturduklarını söyleyen Ahmet Çetin, 7 Ekim’de yapılacak seçimlerde sarı liste ile yarışacaklarını ifade etti.

Ziraat Fakültesi’ni bitirip iş hayatına atılan bugüne değin onlarca insana iş imkanı sunan, gerek sosyal yönden, gerekse iş hayatındaki başarıları ve efendi kişiliği ile tanınan ve sevilen iş insanı Çetin, “Edremit ekonomisini daha yukarılara çıkarmak için elimizi taşın altına koyuyoruz. 7 Ekim’de yapılacak seçimde Edremit Ticaret Odası’nın çıtasını daha yukarılara çıkarmak için ekibimle hazırım. Sarı listeye desteklerinizi bekliyorum” dedi

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği eski başkanı Cahit Çetin’in oğlu olan Ahmet Çetin, güçlü  bir liste ile gümbür gümbür geldiklerini açıkladı.

Ticari yaşamındaki başarılı çalışmaları ile dikkat çeken, saygın ve dürüst kişiliği ile tanınan iş insanı Ahmet Çetin’in  Edremit Ticaret Odası (ETO) başkanlığına adaylığını açıklaması kamuoyunda sevinçle karşılandı.  Edremit’in geleceğine yön verecek güzel bir ekip oluşturduklarını söyleyen Ahmet Çetin, 7 Ekim’de yapılacak seçimlerde sarı liste ile yarışacaklarını ifade etti.

Ziraat Fakültesi’ni bitirip iş hayatına atılan bugüne değin onlarca insana iş imkanı sunan, gerek sosyal yönden, gerekse iş hayatındaki başarıları ve efendi kişiliği ile tanınan ve sevilen iş insanı Çetin, “Edremit ekonomisini daha yukarılara çıkarmak için elimizi taşın altına koyuyoruz. 7 Ekim’de yapılacak seçimde Edremit Ticaret Odası’nın çıtasını daha yukarılara çıkarmak için ekibimle hazırım. Sarı listeye desteklerinizi bekliyorum” dedi

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği eski başkanı Cahit Çetin’in oğlu olan Ahmet Çetin, güçlü  bir liste ile gümbür gümbür geldiklerini açıkladı.

Çetin yaptığı açıklamada  “Güçlü ekip, güçlü temsil, Marka Şehirler” sloganı ile çıktığımız bu yolda Odamızı ve şehirlerimizi en iyi şekilde temsil etmek, ticaret mensuplarının, şehirlerimizin sorunlarının en yakın takipçisi olmak, bu sorunları giderebilmek ve şehirlerimizin etkin tanıtımlarını yaparak hem ticari anlamda zengin, hem de sosyal ve kültürel anlamda değerli kılabilmek adına bu göreve talibiz. Edremit ve Havran, Kazdağlarının eşsiz güzellikleri ile çevrelenmiş, tüm güzellikleri bir arada bulunduran, zeytin ve zeytinyağı ve temiz havası ile ünlü kadim şehirler. Dünyanın en kaliteli zeytinyağlarının üretildiği, mitolojisi, termal kaynakları ve temiz denizi ile ünlü bu şehirleri tanıtmak ve dolayısıyla iş yapan, emek harcayan, ter akıtan yatırım yapan iş insanlarımızın bu zenginlikten daha fazla faydalanmasını sağlamak en büyük amacımız. Bu bağlamda “Zeytin-Turizm-Gastronomi üçgeni mutlak kurulacaktır. Buradan yola çıkarak zeytinimizin ve zeytinyağımızın tanıtılması ve üreticilerimizin markalaşması, markalarımızın Pazar bulması konusuna tam destek vereceğiz. Bu konuda daha önceden yapılmış olan ‘coğrafi işaret’ uygulamasına devam edilecek ve daha yaygın kullanımı için etkin çalışılacaktır. Geçmiş dönem tarafından kurulan ‘Zeytinyağı tadım komisyonu’ aynen devam edecek ve yaptıkları çalışmalar desteklenecektir. Edremit Körfezi Kuzey Ege’nin turizm merkezidir. Özellikle yaz ayları ile sınırlı olan turizm hareketini tüm yıla yayabilmek adına tanıtım desteğinin yanı sıra kültürel ve arkeolojik çalışmalara tam destek olacağız. Tur firmalarının geçiş yeri olan bölgemizi, uğrak yeri yaparak turizm zenginliğini arttıracağız.

Tarıma dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Organize Sanayi bölgesi ve Gıda İhtisas Organize Sanayi bölgesi gibi büyüyen ve ihtiyaçları artan şehrimizin kalkınması için önemli olan projeleri doğa ve çevre şartlarını da gözeterek ilgili sektörler ve sivil toplum örgütlerinin de görüşlerini alarak destekleyeceğiz.   Şirketlerimizin ve işletme sahiplerimizin KOSGEB, TKDK VE IPARD gibi destek kuruluşlarından faydalanabilmeleri için odamız bünyesinde destek masası kuracağız.

Genç girişimcilere ve özellikle kadın girişimcilerimize odamızın imkanlarını sonuna kadar kullandıracağız. Tüm bu faaliyetlerin yanı sıra özellikle gelişen, büyüyen bölgemizde ara eleman ve kalifiye çalışan ihtiyacını karşılamak adına “Edremit Ticaret Odası Meslek Lisesi” yapmak en önemli hedeflerimiz arasındadır.

Meslek Komitelerimizi aktif çalıştıracağız. Komitelerimiz üyelerimiz ile iletişim içerisinde olacak, değerli görüşlerini dikkate alıp sorunları tespit ederek girmek için tüm gücümüzle çalışıp lobi faaliyetleri ile çözüm bulacağız.

Özellikle GMKA ile aktif çalışarak yeni projeler noktasında destek olacağız. ETO Sanat Galerisi, ETO Butik Kongre Merkezi gibi önemli alanları şehrimize kazandıracağız.

Tüm çalışmalarımızda Mülki İdarelerle, Yerel Yönetimlerle, Sivil Toplum Kuruluşları ve Bölgemizdeki diğer Ticaret Odaları ile iyi iletişim içerisinde olacağız ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunacağız.

Ben ve ekibim Edremit için, Havran için çok heyecanlıyız. Genç ve başarılı iş insanları ile tecrübeli ve değerli, Edremit ve bölgemiz için yıllarını harcamış iş adamı arkadaşlarım ile beraber Edremit Ticaret Odası’nı yönetmeye talibiz. Bunu başarabilecek  bilgi, birikim ve tecrübeye sahibiz. Edremit ve Havran ticaretine yeni bir soluk getirmek için, Marka Şehirler için, Güçlü ekip ve güçlü temsil için sarı listeye desteğinizi bekliyoruz” dedi.

Taşınan zeytinler tutunamadı!

Aydın/Çine’de yerinden sökülerek göstermelik şekilde taşınan zeytin ağaçlarının son hali içler açısı.

Aydın Çine’nin Yolboyu köyünden Gıda Sanayi Tesisleri yapmak için sökülüp Çine’nin öbür ucundaki boş bir araziye taşınan yüzlerce zeytin ağacının izini sürdük. Çoğu 100-150 yaşındaki bu zeytin ağaçları Çine Belediyesi ekipleri tarafından 2023 yılı Mart ayında, köylülerin ve Çine Yaşam Platformu (ÇİYAP) üyelerinin itirazlarına aldırmadan sökülmüş ve ilçe halkının deprem toplanma alanı olarak bildiği boş, kurak bir araziye dikilmişti. Zeytinlerin söküldüğü günlerde ilçeye giderek ağaçların söküldüğü ve taşındığı yerlerde çekimler yapmıştık.

Aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra taşınan yaklaşık 150 kadar zeytin ağacının akıbetini araştırdık. Çine Yaşam Platformu (ÇİYAP) sözcüsü Ahmet Uslu, zeytinlerin fotoğrafını ve videolarını çekip gönderdi. Uslu zeytinlerin büyük bir kısmının kurulduğunu, kalan çok az bir ağacın ise yaşam savaşı verdiğini söyledi.

150 YILLIK FİDAN!

Yerinden sökülüp Akçaova beldesi yakınında bir düğün salonu peyzajı için dikilen 150 yaşındaki zeytin ağaçları ile ilgili de, “Bölgenin güzelleşmesi için zeytin fidanlarını ilçenin çeşitli yerlerine dikiyoruz” diyorlardı. Yerel bir gazetede bu “güzelleştirme” haberi fotoğraflarla verilmişti. Belediyenin “fidan” dediği zeytinlerin boyları taşındıkları kamyonu geçiyordu!..

HABERİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ.

Haftalık yaptığımız Çepeçevre Yaşam programına haziran ayı ile birlikte yaz molası verdik. Ancak yazı boş geçireceğimiz anlamına gelmiyor bu.

Tıpkı Yolboyu köyünden sökülüp taşınan zeytinlerin akıbetinin peşine düştüğümüz gibi geçen senelerde yayımladığımız programların fikri takibini yapılacak bu yazın. İlk program geçen hafta yayımladığımız Bursa Uludağ Milli Parkı’nın “Alan Başkanlığı Yasası”ndan sonraki süreci oldu.

Bursa’daki süreç

Bursalıların “Talan Başkanlığı” diye adlandırdıkları Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu 26 Ocak 2023 günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Hemen akabinde de Bursalı yaşam savunucularının “Uludağ’ın ticarethaneye çevirecekler” söylemlerini haklı çıkaran bir gelişme yaşandı. 7 Şubat tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelikle Uludağ Alan Başkanlığı olarak belirlenen sınırlar içerisinde sunulacak hizmetlerin ve yapılacak başvuruların tarifeleri belirlendi. Neredeyse her türlü başvuru ve işlemden para talep edilen yönetmelik değişikliğinde 1 dakikalık bir reklam filmi çekiminin saniyesi için 40.773,98 tl, dakikası için ise 2.446.380 tl ücret belirlendi!

DAHA ÖNCE YAŞAMADIKLARI TALANI YAPMAK İSTİYORLAR

Uludağ Alan Başkanlığı Yasası projesi özetle ne idi ve yasa ne zaman yürürlüğe girdi?

Milli Parklar, kanunla korunan, kanunla insan etkinliklerinin sınırlandırıldığı kendi doğallığına bırakılan alanlardır. Milli Parklar Kanunumuz güçlü bir koruma sağlamaktadır.

Bursa’da milli park mücadelesi açılan davalar 1990’lı yıllarda başladı. Milli Parklar içinde kanuna aykırı yapılaşmalar çoğunlukla geçmişte dava açılmayan projelerdir. AKP vandallığının Uludağ Milli Parkı’nı Davos yapma hayaliyle Uludağ’da planlanan onlarca yapılaşma projesi, Bursa Barosu ve Akademik Odalar aracılığıyla açılan davalarla iptal edildi. Şimdi, (T)Alan Başkanlığı aracılığıyla daha önce yapamadıklarını ve daha fazlasını yapmak istiyorlar.

Bursa Su Kolektifi olarak 2022 sonu ve 2023’te ulusal boyuta yaydığımız mücadelemiz aracılığıyla halkların ve muhalefet partilerinin karşı duruşuna rağmen Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu 26 Ocak 2023 günü Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Böylelikle Uludağ Milli Parkı’ndan içinde Uludağ’ı Milli Park yapan endemik çiçeklerin en yoğun bulunduğu 2100 hektar alan Milli Parklar Müdürlüğü’nden alınarak (T)Alan Başkanlığı’nın yönetimine devredildi.

ANAYASA MAHKEMESİNE AÇILAN DAVA SÜRÜYOR

Günümüzde mücadele süreci ne aşamada?

Mücadele aşamasında Bursa Su Kolektifi olarak TBMM’ye giderek görüşmelerimiz sonuç verdi. Anayasa Mahkemesi’nde dava açma yeterliliğine sahip CHP idi. Davayı açacak olan o tarihte CHP milletvekili olan Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu’na davaya eklenmesi için bir tür hukuksal uygulama olan Amicus Curiae yaklaşımını kullandık. Uludağ Milli Parkı ve Alan Başkanlığı adı altında yapılmak istenen talanı Gelibolu ve Kapadokya örnekleri üzerinden anlatan detaylı bir davaya katkı raporunu dava dosyasına eklenmesini sağladık. Anayasa Mahkemesi incelemesi günümüzde de sürmektedir.

YENİ KAYNAK SULARININ KİRAYA VERİLMESİ VE ALTIN MADENİ ŞÜPHESİ

Alan başkanlığı yasası çıktıktan sonra ne gibi gelişmeler oldu?

Uludağ Alan Başkanlığı Kanunu bizim talan olarak vurguladığımız durumun ilk adımıydı. İkinci asıl vurgun 15 Temmuz 2023 günü Resmi Gazete’de yayınlanan Uludağ Alan Başkanlığı denetimine bırakılan 2100 hektar alanın milli park sınırları dışına çıkartan Cumhurbaşkanı Kararı ile uygulamaya alındı. Böylelikle Uludağ Milli Park sınırları yaklaşık 11 bin hektara düşürüldü.

Cumhurbaşkanı Kararı için Mimarlar Odası Bursa Şubesi’ne yaptığımız talep olumlu karşılık buldu ve oda tarafından dava açıldı. Dava henüz sonuçlanmadı.

(T)Alan Başkanlığı’na devredilen 2100 hektar alan içinde %2’sinden bile az yalnızca 32 hektar alana kanuna aykırı oteller yapılmasına izin verilerek birinci derece zarar verilmişti. Geri kalan %98’i Uludağ’ı Milli Park yapan yalnızca Uludağ’da yaşayan 35 endemik tür bitkinin en çok görüldüğü yayılım alanıydı. Dolayısıyla hem kanun hem de Cumhurbaşkanlığı Kararı, Milli Parklar Kanununu ezerek ona muhalefet ederek çıkartıldı.

(T)Alan Başkanlığına bırakılan alanın neden bu kadar büyük tutulduğu bilinmiyor. Yeni tesisler için betonlaşmalarla birlikte milli parkı kuraklığa sürükleme pahasına olsa da yeni kaynak sularının kiraya verilmesi, daha önce işletilen vorfram ve daha önce girişimlerde bulunulan altın madenleri için olacağını düşünüyoruz. Ayrıca yeni personel alımları yapıyorlar. Kapadokya Alan Başkanlığı uygulamaya alındığında milli parktan devredilen personele mobing yaparak istifaya zorlandıklarını da biliyoruz.

Kaynak : https://www.evrensel.net/haber/522711/tasinan-zeytinler-tutunamadi-cepecevre-yasam-Özer AKDEMİR

Haber Merkezi : Bülent ÖZGEN

Balıkesir’de, “plaj temizliği” denilerek koruma altındaki deniz çayırları söküldü

Balıkesir’in İznik ilçesi Narlı Mahallesi’nde bulunan plajın temizliği sırasında korunan türler arasında olan deniz çayırları sökülerek kıyıya yığıldı.

deniz çayırları

Balıkesir’in Erdek ilçesinde plaj temizliği sırasında, koruma altında bulunan deniz çayırları kepçelerle sökülerek kıyıya yığıldı.

Binlerce kök deniz çayırının, sayısız deniz canlısı ile birlikte söküldüğünü belirten Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Korunan türler arasında yer alan deniz çayırları, plaj temizliği adı altında kepçelerle sökülerek kıyıya yığıldı. Uyaran vatandaşlara aldırış etmeden gün boyunca sürdürülen katliam esnasında binlerce kök deniz çayırı söküldü” dedi.

Sualtı dünyasının ‘Amazon ormanı’ olarak anılan ve ekosistemde önemli yere sahip ‘deniz çayırı’, son yıllarda yok olma tehlikesi nedeniyle koruma altına alınan türler arasında yer aldı.

Mustafa Sarı, “Marmara Denizi’nde dört tür deniz çayırı yaşamakta olup, Akdeniz’e endemik Posidoniaoceanica türü sadece Paşalimanı Adası ve Narlı Mahallesi kıyılarında çok sınırlı bir alanda yaşayabilmektedir. Deniz çayırları, tür fark etmeksizin kıyısal alanda tüm deniz canlıları için barınak, beslenme, üreme ve saklanma alanı olarak hayati önemdedir. Diğer taraftan deniz çayırları denizin akciğerleri olarak bilinir ve 1 metrekare deniz çayırı alanı günlük ortalama 10 litre civarında oksijen üretir. Deniz çayırları sedimenti tutarak suyu berraklaştırır, kıyısal alanı dalga erozyonundan korur. Karbonu tutarak iklim krizine karşı mücadeleye katkı verir. Tüm bu özellikleri nedeniyle bütün dünyada ve ülkemizde deniz çayırları koruma altındadır” diye konuştu.

“MARMARA DENİZİ OKSİJEN KRİZİNE MARUZ BİR DENİZ OLMA YOLUNDA İLERLEMEKTEDİR”

Marmara Denizi’nin 2021 yılında yaşanan müsilaj felaketinden sonra adalar da dahil olmak üzere Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildiğini ifade eden Sarı, “Her türlü kıyısal işlem doğrudan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının iznine bağlanmıştır. Müsilaj sonrası yapılan bilimsel çalışmalar derinlerde oksijenin azaldığını, bu yüzden köpek balığı ve vatoz gibi derinlerde yaşayan türlerin de kıyılara doğru geldiğini göstermektedir. Yani Marmara Denizi oksijen krizine maruz bir deniz olma yolunda ilerlemektedir” dedi.

Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Deniz çayırları bulanıklık yapan askıdaki partikülleri tutarak suyu berraklaştırır. Diğer taraftan deniz çayırları, 1 saatte 6 litre deniz suyunu filtre eden pinaların en önemli yaşam alanıdır. Plajda ayağına deniz çayırı değdiğinde rahatsız olanlar, denize girerken basit bir deniz patiği giyerek önlem alabilir. Bu konuda ilgili bakanlığa bir izin talebinde bulunulmamıştır” ifadelerini kullandı.

Kaynak : https://www.evrensel.net/haber/522220/balikesirde-plaj-temizligi-denilerek-koruma-altindaki-deniz-cayirlari-sokuldu

Haber Merkezi : Bülent ÖZGEN

MAVİ BAYRAK TÖRENİ GERÇEKLEŞTİ 

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı etkinlikleri kapsamında Öğretmenler Mahallesi Halk Plajı’nda Mavi Bayrak töreni yapıldı. 

Öğretmenler Mahallesi Halk Plajı’nda düzenlenen törene, TÜRÇEV İzmir ve Kuzey Ege İlleri Şubesi Koordinatörü Yetkin Karabinalı ve İlçe protokolü katıldı. 

Program Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayıp, Belediye Başkan Vekili Tarık Erdil’in konuşmasıyla devam etti: “Mavi bayrak, gerekli standartları taşıyan nitelikli plaj ve marinalara verilen uluslararası bir çevre ödülüdür. Temiz, bakımlı, donanımlı güvenli ve dolayısıyla uygar, sürdürülebilir bir çevrenin sembolüdür.

Burhaniye’mizin plajlarında yapmış olduğumuz düzenlemeler ile halkımıza açık çim alanlarda ücretsiz ve keyifli bir tatil ortamı yaratarak bu ortamı ücretsiz bir şekilde halkımıza sunuyoruz. Pelitköy Mahallesi, Öğretmenler Mahallesi, İskele Mahallesi olmak üzere Burhaniye’mizi Belediye Başkanı’mız Sayın Ali Kemal Deveciler öncülüğünde cazibe merkezi haline getiriyoruz. Mavi Bayraklı Plajlarımız ile turizme hizmet etmek Burhaniye Belediyesi için ayrı bir onur kaynağıyken bunun yanı sıra Burhaniye’de 6 adet halk plajımızda belediyemize ait, 1 adet de özel tesis olmak üzere toplamda 7 adet mavi bayrağı dalgalandırıyoruz; amacımız bu sayıyı daha da arttırmak.” dedi. 

Törende konuşan TÜRÇEV İzmir ve Kuzey Ege İller Koordinatörü Yetkin Karabinalı, Türkiye’nin sahip olduğu 567 Mavi Bayraklı plajıyla, dünyada İspanya ve Yunanistan’ın ardından 3’üncü sırada yer aldığının altını çizerek, Mavi Bayrağın ülkenin tanıtımı açısından çok önemli olduğunu vurguladı. 

“Mavi Bayrak sadece deniz temizliği ile ilgili değil, 33 kriterin yerine getirilmesiyle ilgili bir sistem ve ne mutlu ki Burhaniye 2000 yılından itibaren Ören Plajı ile başladığı Mavi Bayrak ödülüne kesintisiz olarak yerine getiriyor” dedi.

Mavi bayrak töreninde TÜRÇEV İzmir ve Kuzey Ege illeri Şubesi Koordinatörü Yetkin Karabinalı’nın nezaretinde getirdikleri mavi bayrağı Belediye Başkan Vekili Tarık Erdil’e teslim etti.

Sömürge madenciliği !

0
Tıbbi Jeoloji Uzmanı Dr. Eşref Atabey, “Yabancı şirketler, başka bir ülkede maden işletip, cevher elde ediyorsa ve büyük payını kendi ülkesine götürüyorsa bunun adı sömürge madenciliğidir. Türkiye’de şu anda sömürge madenciliği var” dedi. Atabey toplum sağlığına ise şu ifadelerle dikkat çekti: “Eğer bir ‘beka meselesi’nden söz edilecekse, bizim yaptığımız madencilik, ülkemiz için çok büyük bir beka meselesidir. Gelir yok, zarar ediyoruz. Sağılığımız ve geleceğimiz büyük tehlike altında.”

Tıbbi Jeoloji Uzmanı Dr. Eşref Atabey Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. – Altın madenciliğinin sakıncası nedir? 

Altın cevheri, diğer metalik madenlerden krom, demir, kurşun gibi yer kabuğunda damar şeklinde bulunmaz. Kayaç içinde toz şeker teneleri gibi saçılı halde bulunur. Kayaç içinde damar şeklinde bulunan cevherler yer altı işletmesiyle ya da cevher damarı takip edilerek alınabilir, bu haliyle doğa fazla tahrip edilmez. Ancak altın işletmesinde durum farklı. Önce etütlerle altın cevherinin nerede yoğunlaştığı tespit edilir. Cevherin olduğu yere sondajlar yapılır, rezerv tespit edilir. Kayaç içinde saçılı haldeki altını elde etmek için o kaya kütlesi tümüyle yerinden sökülüp kaldırılır, bu cevherli kayaç kırılıp, çok ince tane boyutuna getirilir ve liç adı verilen yığını sodyum siyanürle işleme tabi tutulup o şekilde altın elde edilir. Bu bakımdan altın madenciliği doğaya çok zarar verir.

Cevher alındıktan sonra geriye işe yaramayan ancak çevre için etkisi yıllarca sürecek ve bir felakete yol açan sülfürlü ağır metallerin bulunduğu pasa (artık) bırakılır.

– Peki siyanürün zararı için ne dersiniz?

Canlılar için bilinen zehirlerin en tehlikelisi hidrojen siyanür gazıdır. Siyanür; ağız, hava, su, temas yoluyla alındığında kısa sürede öldürücü güçlü bir zehirdir.

Altın madenciliğinde Siyanür suya karıştığı zaman siyanojen klorür gazına dönüşür. Bu gaz zehirlidir. Toplu balık ölümlerine yol açar. Siyanür kanser yapmaz. Siyanür vücuda girince karaciğerde Rhodanese denen savunma hormonları devreye girer, siyanür tiyo-siyanite dönüşerek idrar yoluyla vücuttan atılır. Kanser olması için uzun süre hücrelerde birikim olması lazım. Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Zehirli Maddeler ve Hastalık Kayıt Ajansına göre (ATSDR) siyanürün kanser yaptığıyla ilgili bir bilimsel veriye ulaşılamadı. Ancak siyanür kimyasal olarak alındığında insan dahil tüm canlıları öldürür. Yani kanser yapmaz öldürür. Etkisi uzun süreli değil, kısa süreli öldürücüdür. Havadaki hidrojen siyanürünün insana etkisi şöyle olur: Litrede 0.3 mg olursa hemen öldürücü oluyor.

Boğaz yoluyla, ağız yoluyla alınmadan kastetmiyorum, yalnızca nefes almaktan söz ediyorum. Madencilikte siyanür havaya karışırsa ve litrede 0.3 mg olursa hemen öldürür. Dünya Sağlık Örgütüne göre içme suyunda siyanür litrede 0.05 mg’ı aşmamalı. Siyanürün diğer etkisi kayaç ve toprakta hareketsiz duran ağır metalleri yani kurşun, cıva, çinko, antimon gibi hareketli hale getirerek bitkilerin daha fazla toksik element almasını sağlar ve bitkiler ve organizmaları zehirler. Toprak yoluyla yer altı suyuna geçer.

– İliç’te toprağa siyanür karışmış mıdır?

Karışmıştır. İliç Türkiye’de altın madenciliği yapılamayacak tek yer. Buranın topografik özelliği dik olması. 45 derece eğimli bir yamaçta. Güneyinde Munzur Dağının sırtları var. Kuzeyi Fırat’ın Karasu Nehri ile sınırlı. Aralarında derecikler var. Sabırlı Deresi’nin doğusunda atık havuzu, batısında işletme var. Munzur dağları yüksek olduğu için kar tutar. Kar suları eridiği zaman yer altından süzülerek Karasu Nehri’ne ulaşır. Kayaç yapısı da kireçtaşı dediğimiz boşluklu, gözenekli kar ve yağmur suları bünyesinde biriktiren birer su deposu görevi görüyor. Madencilikte bu su depoları ortadan kalkar, tahrip olur. Siyanürle altın elde etmek için ortamın asitliği 9.5-11 arası tutulur. Ortam asiditesi 11 üzeri ise hidrojen siyanür yok gibidir. Ortamın asitliği 9 civarında iken hidrojen siyanür ve siyanür derişimi eşittir. Asidite 7’nin altında ise ortamda sadece hidrojen siyanür görülür. Buharlaşır ve havaya karışır.

Toprakta da siyanür bulunur. İliç liç yığını akması sırasında da böyle olmuştur. Kontrolden çıkan liç yığınında havanın nemi ve suyun etkisiyle ortam asiditesi 7’nin altına düşmüş ve hidrojen siyanür havaya, Siyanür bileşikleri de yer altı suyuna ve toprağa karışmıştır.

– İçme suyuna karışma riski konuşulur hep…

Madenciliğin çevreye ve doğaya etkisini ele aldığımızda, ilk olarak morfolojik yapı  bozulur. İkinci zararı ise içme ve yer altı sularına olur. Madencilikte bir yerde işletme aşamasına gelindiğinde önce yüzeydeki toprak sıyrılır, sonra bitki örtüsü ve orman ortadan kaldırılır. Çünkü cevherli kayaya ulaşmak için üstündeki ormanı, bitki örtüsünü ortadan kaldırmak gerek. Toprağı da kaldırmak zorundasınız. Toprağı da dozerlerle sıyırırlar ve maden bittikten sonra tekrar sermek için bir yere depolarlar.

– Depolanan toprak kaç yıl dayanır?

Diyelim ki o toprak 10 yıl depo yerinde durdu. Özelliğini kaybeder. İçindeki canlı organizmalar yok olur. Yağmur suyuyla yıkanır. Toprak özelliği kalmaz. İçinde organizmaların, minerallerin olmadığı canlılığı olmayan kuru bir madde olur. 

– İkinci etki yer altı sularına demiştiniz…

Evet, çünkü kayalar bizim içme suyu sağladığımız depolardır. Biz yeraltı kuyu sularından, barajlardan, içme veya kullanma suyu temin ederiz. Bunun da kaynağı kayaçlardır. Kayaların içindeki gözenekli, boşluklu yapılarda kar ve yağmur suları birikir.

Bir yerden yüzeye çıkar. Dereciklerden derelere, çaya oradan nehirlere derken doğal bir sistem kurulur. Dolayısıyla madencilikte yeraltı suları kurur. Üçüncüsü ise patlatmalar. Madende yüzde 80-90’a patlatma işlemi yapılır. Özellikle cevher minerallerinde, metalik madenlerde genelde patlatma kullanılır. Patlatma toz kaldırır.

EKOLOJİK DENGE BOZULUR’

Önemli bir nokta da şu: Kükürt, madencilikte bir numaralı düşmandır. Altın madenciliğinde pasa olarak kenara koyduğunuz “artık” malzeme, depoladığınız yerden yağmur suları ve kar sularıyla sürekli yıkanır ve aşağı doğru süzülür. Siyanür içindeki elementleri hareketli hale getirir. Pasa tabanında asidik bir su birikir ve sülfürik asite dönüşür. Yani en tehlikeli asit. Bu da yer altı sularına, içme sularına, barajlara karışır. Balıkların ve mikroorganizmaların topluca ölümüne neden olur. Doğanın ekolojik dengesi bozulur.

– Çok büyük zararlardan söz ediyorsunuz. Altına bu kadar ihtiyaç var mı? 

Altın mücevherhat, yatırım aracı, elektronik ve Merkez Bankası’nda külçe biçiminde güvence aracı olarak biriktiriliyor. İşin tuhaf yönü şu: Altın yer altından çıkartılıyor, sonra tekrar kasalarda yer altına koyuluyor, muhafaza ediliyor. Yer altından yeryüzüne çıkartılıyor, sonra tekrar yer altına sokuluyor, biriktiriliyor. 

– Peki teknolojideki kullanımı…

Elektronikte kullanım oranı yüzde 6 civarında. Bu miktarda altın da Dünyada ve Türkiye’de yetecek kadar mevcut. Altın, diğer metaller gibi ihtiyaç olan bir maden değil.  O zaman altın madeni ocağı açmaya ve altın elde etmeye, doğayı da tahrip etmeye gerek yok. Son yıllarda altın yerine geçebilen bazı elementler olduğu için elektronik sanayinde de oranın düştüğünü biliyorum. Yani en büyük pay mücevheratta. Bu da altının insanlığın zaruri ihtiyacı olmadığının kanıtı. 

– Zenginler için mi çıkıyor altın?

Evet. Altının zaruri insan ihtiyacı değil, bir lüks aracı olduğunu söyleyebilirim. Günlük yaşamını sürdürme telaşı içinde olan insanların altınla bir ilgisi yok.

‘ALTIN VARSILLAR İÇİN’

– Yani doğaya zarar veren altın madenciliğinin insana iyi yönde bir geri dönüşü yok mu?

Yok. Altın ve diğer madenlerin kullanımı daha çok varsıl insanlar için. Örneğin her yıl arabasını, kol saatini, cep telefonunu değiştirenler veya ellerindeki aletleri beğenmeyip sürekli yenileyenler daha çok metal harcamış oluyor. Çünkü o değiştirdiği araçların hepsi krom, demir, bakır, altın… Bu da doğadan elde ediliyor. Böyle bir yaşam biçimi olanlar, ormanı, içme sularını, yeraltı sularını, havayı daha çok kirletiyor anlamına gelir. Özetle altın madenciliği varsıllar için yapılıyor dersek yanlış olmaz.

– Altın madenin ömrü ne kadar?

Her madenin bir ömrü var. Altını çıkarmak morfolojik yapıyı bozar. Yıllar boyunca devasa çukurlar oluşturulur. Metalik madenlerin ömrü rezerv durumu ve işletme koşullarına göre değişir. Türkiye’deki Altın ocakları ömürleri 10 ile 30 yıl arasında değişiyor. 5 yıl olan da var.

– Peki ömrü bittikten sonra?

O bölgedeki kaya kütleleri yerlerinden kaldırıldığı için devasa çukurlar oluşuyor. 40-45 hatta 90 derece eğimli devasa çukurlardan söz ediyorum. Uzaydan baktığınızda yerin derinliğine konik şeklinde inen kara delik şeklinde görülür. 

– Çukurlar kapatılmıyor mu?

Bu çukurlar o yöredeki insanlar, canlılar ve yabani hayvan için bir tehlike oluşturuyor. Çukurlara düşüyorlar, yuvarlanıyorlar. Bir de suyla doluyor. Hayvanlar boğuluyor. Suyla dolduğu zaman oraya düşen bir canlının kurtulma şansı yok. 

– Neden doldurmuyorlar?

Bununla ilgili yönetmelikte madenlerin işletildikten sonra eski haline getirilme şartı var. Bütün maden şirketleri: “Biz cevheri aldıktan sonra eski haline getirdik, ağaçlandırdık” der. Benim gezdiğim gördüğüm maden ocaklarında çukurlar hep aynen bırakılmış durumda. 

– Bölgeyi eski haline getirmek mümkün mü?

Toprak milyonlarca yılda oluşur. Peynir gibi kestiğiniz kayanın üstünden fidan dikemezsiniz.

Diyelim ki diktiniz, onun yeşermesi, kök salması yıllar alır. Orman oluşturamazsınız. Tarım toprağı canlı bir varlıktır ama siz bunu bozup suni bir park oluşturuyorsunuz. Karşıdan bakın, cılız fidanlar görürsünüz. Bunu gösterip “İşte ağaçlandırdık” diyorlar. Bunun adı orman değil. 

– ÇED raporları için yorumunuz nedir?

Altın ruhsatı alan işletmek için Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlamak zorunda. Bunu, bakanlığın yetkili kıldığı, piyasadaki özel bürolar aracılığıyla hazırlıyorlar. Ankara Öveçler’de, Balgat’ta her bina neredeyse ÇED bürosu olmuş. Yüzlerce ÇED raporu inceledim. Adresleri belli, şirketleri paylaşmışlar. Kolayca raporu alıyorsunuz. “Kopyala yapıştır” raporlar hazırlanıyor. Sonrası kolay Bakanlık maden sahasını görmeden rapor üzerinden ÇED onayını veriyor. Her şey bilimsellikten uzak ve fizibilite etütlerine dayanmadan prosüdüre uygun düzenleniyor. Denetleme yok. Bakanlığın yeterli elemanı yok.

‘BU GÜCE KARŞI MÜCADELE ZOR’

– Yargı kararlarına rağmen işletmeye devam edilmesinin sebebi nedir?

Yerel halk zararı gördükçe mahkemeye başvuruyor. Bu sefer avukat ücretleri devasa olduğu için bunun altından kalkamıyorlar. Gönüllü çevre avukatları buluyorlar. Bu gönüllü avukatlar dava açıyor, davayı takip ediyor ve iptal ettiriyorlar. Ama neden dolayı yürütme durdurma verilmişse, ÇED iptal edilmişse 2009/7 sayılı genelgeyle eksiği tamamlayıp ve işletme devam ediyor. Sonra tekrar dava açılıyor. Yol masrafı, konaklama, dava takibi… Yine bir sürü maddi zorluk çıkıyor. Bu sırada madenciler de kirletmeye devam ediyor. Halk eylem yapıyor, bu eylemler kolluk gücü ile durduruyorlar. Bazı köşe yazarları o madenin ne kadar faydalı olduğunu anlatan yazılar yazıyor. Dolayısıyla vatandaşın karşısında büyük bir güç var. Bu güce karşı mücadele etmek çok zor.

‘YÜZDE 99.2’Sİ ÖZEL SEKTÖRÜN ELİNDE’

– İpin ucu ne zaman, nasıl kaçtı? 

Yıllarca arazide yaptığım çalışmalarda, madenciliğin vahşi şekilde yapıldığına tanık oldum.

1935’te Atatürk tarafından ülke madenlerinin aranıp bulunması için kurulan MTA, 1985’te genel müdürlük oldu, özerkliğini, enstitü kimliğiyle birlikte araştırmacı kimliğini de kaybetti. 2000’lere kadar ciddi şekilde Türkiye’deki tüm madenler aranıp bulundu ve işletilmesi için ETİBANK’a devredildi ancak ETİBANK’ta özelleşti. 1963’te madenlerin yüzde 75’i kamunundu. Geldiğimiz noktada madenlerin yüzde 99,2’si özel sektörün elinde.

– Ne kadarı yabancı?

Bunun yüzde 80’i yabancı şirketlerin elinde. Yani şu anda sömürge madenciliği var.

– Nedir sömürge madenciliği?

Bir ülkenin şirketleri, başka bir yabancı ülke sınırları içinde o ülkenin iş gücünü ve imkanları kullanarak maden işletip, maden üretiyorsa, cevher elde ediyorsa ve bunun büyük payını kendi ülkesine götürüyorsa bunun adı sömürge madenciliğidir. Türkiye’de şu anda yapılan sömürge madenciliğidir.

– Türkiye bunu neden kabul ediyor?

Çünkü yabancı şirketler Türkiye’deki ortaklar eliyle altın madenciliği başta olmak üzere tamamen çıkar ilişkisine dayalı sistemi kurmuş durumda. Bu yönetenlerin özel bir politikası, tercihi. 24 Ocak 1980’tan sonra bu kararlar alındı, özelleştirme yapıldı, tüm varlıklarımız satıldı. Madencilik de şu anda siyaseti besleyen önemli unsurlardan biri haline geldi.

– Nasıl besliyor?

Üç unsur besliyor. Bir enerji sektörü, iki inşaat sektörü, üç madencilik sektörü. Yenilebilir enerji son yıllarda çok moda oldu. Güneş enerji santralları, HES’ler vs. Üçü de ihale yoluyla yapılıyor. İhale kanunu onlarca kez değişti, her seferinde farklı bir şey konuluyor. Şu anda madencilikle ilgili yabancı şirketlerin yararlandığı düzenlemeler, Osmanlı’dan gelen kapitülasyonların bir devamı şeklinde olup yabancı sermayeli şirketler TÜBİTAK’ın verdiği ARGE desteğinden Maden Kanunu’nda öngörülen teşvikler ile diğer her türlü teşvikten yararlanıyor.

Üstüne üstlük bu şirketler ülkemizde madencilikten elde ettikleri kazançları kendi ülkelerinde borsada kullanıyor. Diğer taraftan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarına dayanarak kendi ülkelerinde vergi ödüyorlar. Türkiye’deki ortakları bürokrasideki işlerini takip etmek, işlerini kolaylaştırmak, yasada yönetmelikte bir tıkanıklık olduğunda bunları aşmak için yardım ediyor. İliç örneğinde olduğu gibi.

‘5 MİLYON KİŞİ ÖLDÜ’

– Madenciliğin ekonomideki yeri nedir?

Madenciliğin gayri safi milli hasıla içindeki payı 2022’ye göre yüzde 1,4. Biz doğayı yok eden madencilik yerine bu güzelim, dağları, kayaları, taşları, turizm için teşvik etsek, dünyadaki turistleri çeksek, değil yüzde 1, belki yüzde 10 katkı koyarız. Örneğin Kemaliye dünya UNESCO listesi içinde, belki Türkiye’nin en güzel yerlerinden birisi, Fırat Vadisi’nin yamacında. Ama etrafı İliç altın, Divriği demir dahil madenlerle çevrili. Burada turizm potansiyeli var. Dutu ünlüdür ama üretemezseniz, bal, İliç peyniri şu anda riskte. Çünkü Erzincan tulum peyniri, İliç madeninin bulunduğu meralarda oluyor.

Şu anda oralar madencilik adı altında işletiliyor, meralar yok ediliyor ve araziler tahrip ediliyor. Dünyada tek madenciliğe dayalı zenginleşen bir ülke yok. Dünyanın en fazla değerli madenlerini cep telefonların vazgeçilmez metali koltan cevherini bulunduran Demokratik Kongo Cumhuriyeti dünyanın en yoksul ve acılar yaşayan ülkesi. Sömürge madenciliği, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne acı ve gözyaşından başka bir şey vermeyen, 1994 yılından beri iç karışıklıklarda yaklaşık 5 milyon kişinin ölümüne neden oldu.

– Diğer ülkelerde madencilik nasıl yapılıyor?

Kanada’da bir kadın, parktan çiçek koparıp bir kafeye oturuyor. Herkes tuhaf tuhaf bakıyor. Beş dakika sonra iki polis geliyor. Alıyorlar elindeki çiçeği, ölçüyorlar. 40 santimetre. 40 santim 400 dolar yapıyor ve soruyorlar: “400 dolar mı ödemek istersiniz, 4 gün hapishanede kalmak mı”. Diğer taraftan Kanadalı şirket Türkiye’ye geliyor, ülkemizin altın üstüne getiriyor. Hiçbir kural tanımıyor. Dünyada böyle değil maalesef. Çevreyi iyileştirerek de madencilik yapılabilir.

– İstihdama da mı faydası yok?

2022’ye göre kamuda 13 bin 800 kişi çalışıyor. Özelde 131 bin 690. Tüm ülke sathına yayılan ruhsat sayısı 384 bin. Ailelerle birlikte 3 ile çarpsanız 400 bin yapar. Köylüye; “Gençleri işe alacağız” deniyor ama tümü hayalden ibaret. Bu madencilik yerele hiçbir fayda getirmedi. Her madenci önce muhtarla anlaşır. Gider köyün camisine, çeşmesine, yoluna bakar. Halısı var mı, ne eksik… Tüm bunları yaptıktan sonra köylünün gönlünü alır.

– Birçok farklı yerde itirazların olduğunu görüyoruz…

İnsanlar bilinçlendi. Madenin nelere mal olduğunu, suları kirlettiğini, hayvanları, meraları nasıl yok ettiğini gördüler, artık gözleri açıldı. Şimdi maden dendiği zaman, çevreye, ürünlerine, suyuna, toprağına, hayvanlarına verdiği zararı gördüğünden vatandaş doğru ya da yanlış hepsine karşı çıkıyor.

Ama bilinçli bir şekilde.

‘ALTIN MADENCİLİĞİ YASAKLANMALI’

– Peki hepsine karşı çıkmak ne kadar doğru?

Bu da tehlikeli. Sonuçta madencilik yapmamız gerekiyor. Bizim refahımız, yaşamımız için metal önemli. Sanayinin lokomotifi, sanayinin destekleyici bir unsuru. İhtiyacımız var. 

Doğada her maden işletmesi aynı tahribatı yapmaz. Maden gruplarına göre tahribat durumu değişir. Metalik madenler, bunlar içinde de altın madenciliği doğayı en fazla tahrip eder, ekosisteme zarar verir. Bundan dolayı ve altına da zaruri ihtiyaç olmadığından altın madenciliği yasaklanmalıdır.

– Nasıl yapmalıyız?

Öncelikle kamu eliyle yapacağız. Gerektiği yerde, gerektiği kadar, ihtiyacımız kadar yapacağız. Ham madde madenciliği değil, cevheri işleyen tesisler kuracağız. Yurt içinde ham maddeyi işleyen tesisler yaparak, ürün elde ederek kendi cevherimizi kendimiz işleyeceğiz ve kendimiz kullanacağız. İhracat yapmayacağız. Gerek yok.

– Şu an Türkiye’nin her yeri “Maden var” diye kontrolsüzce kazılıyor mu?

Türkiye’de maden tanımında sıkıntı var. Tanım şöyle yapılıyor: “Ticari değeri olan, üretilip satılabilen petrol, doğal gaz, jeotermal dışındaki tüm maddeler madendir”. Buna göre Türkiye’nin her tarafı maden tanımında. Maden bulunduğu yerde mevcut olan, başka yerde bulunmayan cevheri içerir. Maden olmayan tortul materyaller ile kayaçlar ise her yerde bulunurlar. Bu durumda mermer ve taş ocakçılığı, kum ve çakıl maden değildir. Kanundaki bu maden tanımı tüm yabancı şirketlere, ülkenin bütün kaynaklarını peşkeş çekme anlamı taşıyor. Bu tanıma göre Türkiye’nin her tarafı madenciliğe açıldı.

Her yer taş ocağı mermer ocağı, Türkiye şu an felaket durumda. Eğer “beka meselesi”nden söz edilecekse, bizim yaptığımız madencilik, ülkemiz için çok büyük bir tehlike, bir beka meselesidir. Gelir yok, zarar ediyoruz. Ülke toprakları ve suyu tamamen kirletiliyor. Yani sağlığımız, geleceğimiz şu anda büyük tehlike altında.

Kaynak : https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/dr-esref-atabey-turkiyedeki-gercek-beka-meselesinin-ne-oldugunu-2219938?utm_campaign=Cumhuriyet&utm_medium=SliderHaber&utm_source=Anasayfa&fbclid=IwZXh0bgNhZW0CMTEAAR1vCGVeAgsHWyrSWIf_XaN-8hTe8GDGZKYOywIykajGo8iS-GP1jm7sEnc_aem_z1U3n2Fw9O9rmON2P13n6Q#google_vigtt-Tıbbi Jeoloji Uzmanı Dr. Eşref Atabey

Haber Merkezi:Bülent ÖZGEN

Bayram tatilinde Ayvalık Adaları ziyaretçi akınına uğradı

KAYNAK : www.ciftcidostu.com

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 9 günlük Kurban Bayramı tatilinde korunan alanları 5 milyon 338 bin 557 kişinin ziyaret ettiğini belirterek vatandaşların en fazla, sırasıyla Ayvalık Adaları Tabiat Parkı, Beydağları Sahil Milli Parkı ve Marmaris Milli Parkı’na ilgi gösterdiğini bildirdi.

Bakan Yumaklı, yaptığı yazılı açıklamada, Bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü yönetiminde 49 milli park, 265 tabiat parkı, 31 tabiatı koruma alanı, 110 tabiat anıtı, 85 yaban hayatı geliştirme sahası, 14 ramsar alanı, 108 sulak alan olmak üzere toplam 662 korunan alan bulunduğunu aktardı.

KAYNAK : www.ciftcidostu.com

Kamyonetin devrilmesi sonucu 1 kişi öldü, 2 kişi yaralandı

Balıkesir’in Edremit ilçesinde devrilen kamyonetteki 1 kişi öldü, 2 kişi yaralandı.
Fatih O. yönetimindeki Balıkesir Su ve Kanalizasyon İşlerine (BASKİ) ait kamyonet, Çanakkale-İzmir kara yolu Avcılar Mahallesi yakınlarında sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi.
Kazada, sürücü ile yanındaki Halil Erdoğan ve Kenan Memiş yaralandı. Yaralılar, ihbar üzerine olay yerine gelen 112 Acil Servis ekiplerince ilçedeki hastanelere kaldırıldı.
Yaralılardan Memiş, kaldırıldığı özel hastanede yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Yaralı Erdoğan ve Okur’un ise tedavilerinin sürdüğü öğrenildi.

korkutan ev yangını

Balıkesir’in Edremit ilçesinde iki katlı boş bir evde çıkan yangın, itfaiye ekiplerince söndürüldü.

Kapıcıbaşı Mahallesi Çayiçi Caddesi 95. Sokaktaki müstakil bir evde bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.

Çevre sakinlerinin ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.

Yangın, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Edremit İtfaiye Grup Amirliğine bağlı ekiplerin müdahalesi ile kısa sürede kontrol altına alındı.

Yaklaşık 30 dakikalık bir müdahalenin ardından söndürülen yangın, çevrede kısa süreli paniğe neden oldu.

Soğutma çalışması yaplan evde, maddi hasar oluştu.

İklim değişikliği ideolojilerin üzerinde mi?

0

COP29’a hazırlık işlevi yüklenen iklim müzakerelerini Max Planck Enstitüsü adına takip eden Dr. Ezgi Ediboğlu toplantı için “klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu” diyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altında her yıl düzenlenen ‘Conference of the Parties’ (COP) taraflar konferansı, taraf ülkelerin temsilcilerinin bir araya gelerek iklim değişikliği ile mücadele konusunda kararlar alması, politikalar belirlemesi ve yürürlüğe koyması ile ilgili bir platform olarak tanımlanıyor. Geçtiğimiz yıl Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Dubai’de yapılan COP28’in ardından iklim eylemlerinin nasıl ilerleyeceğine ve Azerbaycan’da yapılacak olan COP29’a hazırlık işlevi yüklenen iklim müzakereleri (SB60) toplantısı 3-13 Haziran tarihleri arasında Almanya Bonn’da yapıldı.

Bu toplantılar COP zirvelerinin ardından yılda en az bir kere yapılıyor. Müzakereleri Max Planck Enstitüsü adına takip eden Dr. Ezgi Ediboğlu toplantı için “klasikleşmiş iklim müzakereleri oyunu” diyor. COP28’de kararlaştırılan, fosil yakıtların ‘Aşamalı olarak kullanımdan kaldırılması’ konusunun toplantının taslak metinlerinin dışında bırakıldığını, hatta enerji ve fosil yakıt terimlerinden özellikle kaçınıldığını dile getiren Ediboğlu’na göre “bu konu ideolojilerin üzerinde.”

FOSİL YAKITLAR” TERİMİNDEN KAÇINILDI

COP28’in ardından sözleşmeye taraf olan tüm ülkelerin ulusal katkı beyanlarını analiz eden GST’nin teknik raporunun “Küresel olarak önemli ölçüde ilerleme kaydedilemediğini” gösterdiğini belirten Ediboğlu “GST’de kabul edilen finans ihtiyacı hangi konularda harcanabilecek, fosil yakıtlardan çıkışla ilgili olarak rejimden teknik destek gelecek mi veya çıkışla ilgili, devlet bazlı süreçleri izleme gibi, şeffaflıkla ilgili yöntemler geliştirilecek mi gibi pek çok konu tamamen belirsiz” dedi.

GST’nin kalbi olan ‘enerji’ ve ‘fosil yakıtlar’ gibi terimlerin, SB60 taslak kararlarında dikkat çekici bir şekilde yer almadığını vurgulayan Ediboğlu diğer konuların müzakereleri sırasında da bu terimlerden özellikle kaçınıldığını ifade etti.

KAYIP VE ZARAR FONUNDA DA İLERLEME YOK

Toplantının bir diğer önemli gündem maddesi olan ve COP29’da tartışılıp kabul edilmesi beklenen Şarm el-Şeyh azaltım hedefi ve uygulama çalışma programının taslak metni üzeninde de anlaşmaya varılamadığını aktaran Ediboğlu, “Kayıp ve Zarar Fonu” için kritik sorun olan finansman kaynaklarının da belirlenemediğini dile getirdi.

SB60 müzakerelerinde gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelerden yıllık 1 trilyon doların üzerinde kaynak sağlamasını talep ettiklerini ancak gelişmiş ülkelerin meblağı karşılayamayacaklarını söylediklerini kaydeden Ediboğlu, “Gelişmekte olan ülkelerin de katkı sunması gerektiğini ima ettiler. Gelişmiş devletler harici tüm devletler, iklim değişikliğinin en az gelişmiş ülkeler ile küçük ada devletlerini ciddi ölçüde etkilediğini vurguladılar. Gelişmiş ülkeler ise finansman sağlayarak öncülük etme isteği göstermeksizin, çevrenin korunması ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin tanınması üzerine genel geçer açıklamalarda bulundular” dedi.

“YILLARDIR SERGİLEDİKLERİ OYUNU OYNADILAR”

Ediboğlu, Bonn iklim toplantılarında alınan, alınamayan tüm kararları göz önünde bulundurarak “Taraflar, yıllardır süregelen, klasikleşmiş, iklim değişikliği müzakere oyununu oynadılar: ‘Onlar harekete geçmezse, biz de geçmeyiz!’ Sekretarya gündem maddelerinin çokluğundan şikayet etti. Bu gündem yoğunluğu gösterisi, küresel ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırma hedefinin çoktan kaçtığını fark eden devletlerin, başarısızlıklarını örtme çabası olabilir. Rejim adeta çalışamaması için sürekli ağırlaştırılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bilimsel bir gerçekliğin kabul edilmemesinin ideolojilerle açıklanabilir bir durum olmadığını ileri süren Ediboğlu “İklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının sebep olduğu ölümlere, zorunlu göçlere, onarımı milyarlarca dolara mal olan ağır hasar görmüş şehirlere ve geri dönüşü olmayan biyolojik çeşitlilik kayıplarına hep beraber tanıklık ediyoruz. Bu konu ideolojilerin üzerinde” görüşünü savundu.

Ediboğlu’nun Bonn’daki toplantılardan yaptığı değerlendirmeler ve gözlemlerden sonra konunun ideolojilerin üzerinde olduğunu savunması ilginç aslında. Aktardıkları; sorunun tam da temelinde kapitalizmin olduğunu; çözüm noktasında yolu tıkayanın da yine yıllardır sürdürdüğü aynı “oyun”la yine o olduğunu ortaya koyuyor.

Kaynak : https://www.evrensel.net/haber/521397/iklim-degisikligi-ideolojilerin-uzerinde-mi-Özer AKDEMİR

Haber Merkezi : Bülent ÖZGEN

Müşteriyle dolu otelde yangın paniği

Balıkesir’in Edremit ilçesinde bir butik otel ve bahçe kısmındaki kafede çıkan yangında işletmeci ve 2 çalışanı dumandan etkilendi. Yangın itfaiye ekiplerinin müdahalesi ile çevre işyerlerine sıçramadan söndürüldü.

Sarıkız Mahallesi sahilinde bulunan Yahya Yavuz’a ait butik otel ve bahçesindeki kafenin mutfak bölümünde bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.

Dumanların yükeldiğini gören çalışanlar ve vatandaşlar durumu itfaiye haber verdi.

İşletmeci Yavuz ve 2 otel çalışanının söndürmeye çalıştığı yangın bir anda büyüdü.

İhbar üzerine olay yerine itfaiye, sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Edremit İtfaiye Grup Amirliği ekipleri alevlere müdahale etti.

Yangın çevredeki ev ve işyerlerine sıçramadan kontrol altına alınarak söndürüldü.

Yangın sırasında oteldeki müşterilerin tamamının tahliye edildiği, içeride kimsenin bulunmadığı belirtildi.

Yangını söndürmeye çalıştıkları sırada dumandan etkilenen işletmeci Yavuz ile çalışanları Mahmut Yılmaz ve Bahattin Turhal, ambulanslarla Edremit Devlet Hastanesine kadırıldı.

Dumandan etkilenen 3 kişinin hayati tehlikelerinin bulunmadığı öğrenildi.

Soğutma çalışmaları tamamlanan otel ve kafe tamamen kullanılamaz hale geldi.

Sağlıklı Toprak ve Sağlıklı Yaşam için Seferberlik Çağrısı

0
Biyoçeşitlilik kaybı, çevre kirliliği ve iklim değişikliği sonucu yaşadığımız krizler başta gelmek üzere gezegenimizin üç acil sorunu olduğuna dikkat çeken SÜT-D Başkanı Prof. Dr. Karaosmanoğlu, “Ekosistem bozuluyor ve bundan en çok kırsaldaki yaşam, küçük çiftçiler, aşırı yoksullar ile sayısız türler etkileniyor. Gidişatı tersine çevirerek restorasyona yatırım yapmalıyız” diye konuştu.

Toprağın gezegenimizin gücü olduğunu belirten İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı (SÜT-D) Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, “Toprağımız sağlıklı ise yaşamımız da sağlıklı, enerjik ve mutlu ilerler. Toprakla barış yaparak toprağımızı yeniden kazanan nesil olalım. Zamanı geri alamayız. Ancak toprağımızı, arazimizi yeniden kazanabiliriz. Toprak sağlıklı ise yaşamımız da sağlıklı, enerjik, mutlu ilerler. Neler yapabileceğimizi öğrenelim. Çünkü hepimizin bir dünyası var” dedi.

“İklim Değişikliğini Yavaşlatabiliriz”

Toprağın azot, karbon ve su döngüsünün ev sahibi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Karaosmanoğlu, “Üç acil sorunumuz olan biyoçeşitlilik kaybı, çevre kirliliği, iklim değişikliği sonucu yaşadığımız krizlerle, milyarlarca hektar arazi, nüfusun yarısını etkileyip küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yarısını tehdit ederek ekosistem bozuluyor. En çok kırsaldaki yaşam, küçük çiftçiler, aşırı yoksullar ile sayısız türler etkileniyor” diye konuştu.

Arazimizi yenilememiz gerektiğini vurgulayan Karaosmanoğlu, şunları söyledi: “Gidişatı tersine çevirerek restorasyona yatırım yapmalı, arazi korumayı öncelikleyerek teknik doğru arazi kullanımını başarmalıyız. Böylece geçim kaynakları artarken türlerin yok olmasını önleyebilir, aşırı hava olaylarına dirençli olurken karbon depolamasını artırarak iklim değişikliğini yavaşlatabiliriz.”

“Seferberliğin Paydaşı Olmalıyız”

Karaosmanoğlu “Arazi bozulması, çölleşme ve kuraklıkla karşı karşıya olan ve Dünya Çevre Günü ev sahibi ülke Suudi Arabistan Krallığı çözüme ulusal ve bölgesel büyük yatırım yapıyor. 1994’te imzalanarak Aralık 1996’da yürürlüğe giren, ülkemizin 1998’te taraf olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) 16. Taraflar Konferansı, 2-13 Aralık 2024’te Riyad’da yapılarak sözleşmenin 30. yılı kutlanacak. 5 Haziran 2021’de BM Ekosistemi Yenileme On Yılı (2021-2030), yenileme seferberliği başlatılıp gelecek 10 yılın son şansımız olduğu belirtilerek ekosistem için ‘Yeniden Tasarla; Yeniden Oluştur; Yeniden Yapılandır’ yolu gereği ve hepimize düşen görevler olduğu vurgulanmıştı” dedi ve herkesi seferberliğin paydaşı olmaya davet etti.

Hepimizin bir dünyası olduğuna işaret eden Karaosmanoğlu, “BM Çevre Programı (UNEP) arazimizi yenilemek, çölleşmeyi durdurmak ve kuraklıkla mücadele için sürdürülebilir tarım yapalım; toprağımızı, tozlaştırıcıları koruyalım; tatlı su ekosistemleri ile kıyı ve deniz alanlarını yenileyelim; şehirlere doğayı geri getirelim; restorasyon finansmanı oluşturalım başlıklarını sıralıyor. Zamanı geri alamayız. Neler yapabileceğimizi öğrenelim ve uygulayalım. Toprağımızı yeniden kazanan, yenileyen nesil olalım” şeklinde konuştu.

Kaynak : https://www.ekoiq.com/avrupada-su-etkisi/

Haber Merkezi: Bülent ÖZGEN

REKLAM YURT LOJİSTİK Gazete