Adramut Zeytincilik
Ana Sayfa Blog

Zeytincilerin “yuvarlama” mesaisi

0

Güre Mahallesi’ndeki bir zeytin ve zeytinyağı tesisinin genel koordinatörü Ziraat Mühendisi Murat Küçükçakır, bu sofralık zeytin çeşidinin “teneke çevirme” olarak da bilindiğini söyledi.

Farklı zeytin çeşitlerinden de yuvarlama yapıldığını ancak Edremit ve Ayvalık yağlık tipi zeytinler kadar lezzetli olmadığını belirten Küçükçakır, “Bu, siyah zeytinin natürel işlenebilecek en basit şeklidir.” dedi.

Küçükçakır, tenekelerin içine sadece belli miktarda zeytinyağı, sirke ve tuz konulduğunu, başka bir katkı maddesi kullanılmadığını anlattı.

Yaklaşık 6 ay süren fermantasyon süreci sonunda ürünün satışa sunulduğunu dile getiren Küçükçakır, bu zeytinin kendine has tadı, kokusu olduğunu sözlerine ekledi.

Edremit Ziraat Odası Başkanı Ali Yılmaz Diker ise bölgeye yeterince yağış düşmemesinden dolayı rekolte bakımından sıkıntı yaşadıklarını bildirdi.

Körfezde 139 bin ton civarında zeytin üretildiğini hesapladıklarını aktaran Diker, “Bunun 12-13 bin tonu yemekliğe ayrılıyor. Kalan zeytinden de 20 bin ton zeytinyağı üretileceğini tahmin ediyoruz.” diye konuştu.

Ata’dan kalma yöntemle “Yuvarlama” yapıyorlar

Edremit Körfezi’nde Ata’dan kalma yöntemle teneke içinde yuvarlama adı verilen sofralık siyah zeytin üretimine başlandı. Tenekelerin içerisine sadece belli miktarda zeytinyağı, sirke ve tuz koyularak yaklaşık 6 ay süren bir fermantasyon süreci sonunda siyah zeytinin sofralardaki yerini alacak.

BALIKESİR (AA) – Türkiye’nin önemli zeytin ve zeytinyağı üretiminin gerçekleştirildiği Edremit Körfezi’nde ki tesislerde bugünlerde hareketlilik yaşanıyor. 130 bin ton zeytin rekoltesi beklenen Edremit Körfezi’nde üretilen zeytinlerin 13 bin tonu sofralık olarak ayrılıyor.

Balıkesir’in Edremit ilçesinde bulunan zeytin işleme tesislerinde sabah kahvaltılarının vazgeçilmez lezzetlerinden biri olan “Yuvarlama” siyah zeytinler Ata’dan kalma yöntemlerle sofralara gelmek üzere hazırlanıyor.

Güre Mahallesinde bulunan bir zeytin ve zeytinyağı tesisinin genel koordinatörü ziraat mühendisi Murat Küçükçakır, Teneke çevirme olarak tabir edilen türün Edremit Yağlık veya Ayvalık Yağlık olarak nitelendirilen çeşitlerinden yapıldığını bildirdi.

Farklı zeytin çeşitlerinden de teneke yuvarlama yapıldığını ancak Edremit ve Ayvalık Yağlık tipi zeytinler kadar lezzetli olmadığını ifade eden Küçükçakır: “Firmamızca çok eski bir usul olan teneke çevirme usulü atalarımızdan öğrendiğimiz şekilde devam etmektedir. Bu sistemde gelişen teknolojiyle birlikte başka firmalarca plastik bidonlarda farklı alternatifler kullanılmasına rağmen firmamızca teneke ile işleme şekline devam etmektedir. Bu siyah zeytinin natürel işlenebilecek en basit şeklidir. ” dedi.

Tenekelerin içerisine sadece belli miktarda zeytinyağı, sirke ve tuz koyulduğunu, başka bir katkı maddesi kullanılmadığını  belirten Küçükçakır: yaklaşık olarak 6 ay süren bir fermantasyon süreci sonucunda siyah zeytinin sofralarla buluştuğunu, kendine has tadı, kokusu olan bir ürün olduğunu kaydetti.

Edremit Körfezinde 133 bin ton bu yıl zeytin rekoltesi hedeflendiğini, bunun 13 bin tonunun sofralık zeytin olarak ayrıldığını dile getiren Edremit Ziraat Odası Başkanı Ali Yılmaz Diker de şunları söyledi: “Havaların yağış almamasından dolayı, kurak geçmesinden dolayı rekoltede biraz sıkıntımız var. Edremit Körfezi’nde 139 bin ton civarında zeytin üretimimiz olduğunu hesaplıyoruz. Bunun 12- 13 bin tonu yemekliğe ayrılıyor ve geriye kalan zeytinden de 20 bin ton zeytinyağımız tahmin edilmektedir.”

Öğretmenler GünüReklam 728x90

Mandalinanın suyundan da kazanıyorlar

0

Bölgede önceki yıllarda üreticinin satamadığı için elinde kalan ve dere kenarlarına dökülerek hayvan yemi yapılan düşük kalite mandalina da narda olduğu gibi ekonomiye kazandırılıyor.

Üreticiler, yıllık ortalama üretimi 30 bin ton olan mandalinanın iyi kalite olanlarını Havran Sebze ve Meyve Hali’nde toptan kilogramı 2,5 liradan satıyor.

Bu miktarın, kalitesi ikinci sınıf yaklaşık 10 bin tonu ise meyve suyu fabrikalarına kilogramı 80 kuruştan veriliyor.

Havran Meyve ve Sebzeciler Esnaf Odası Yönetim Kurulu Başkanı Murat Hançer, yaptığı açıklamada bu sene mandalinada verimli bir yıl olduğunu, tat oranı, kalite ve tane bakımından güzel bir yıl yaşandığını söyledi.

Üreticinin fiyatlardan memnun olduğunu belirten Hançer, “Bu sene ikinci kalite dediğimiz takoz mandalinalarımızı değerlendirme fırsatı yakaladık. Narda başladık, şimdi de takoz tabir ettiğimiz mandalinanın ikinci kalitesinde meyve suyu fabrikalarına gönderiyoruz. Bir nebze de olsa üreticimize bu da ekonomik bir destek oluyor.” dedi

Yıllardır ikinci kalite mandalinaların çay boylarına döktüğünü hatırlatan Hançer şunları söyledi: “Bu yıl narla başlayıp mandalina sezonunda da ikinci kalite malımızı meyve suyu fabrikalarına gönderiyoruz. Bu da bizim Havran üreticisine ekonomik olarak da katkı sağlıyor hem de rabbimin vermiş olduğu nimetlere şükreder derecede yeniden piyasaya kazandırmanın ayrıca bir mutluluğunu yaşıyoruz. Halkımız bu konuda, üreticimiz bu konuda memnun. doğal olarak hem birinci kalitenin fiyatlarından hem de takoz diye tabir ettiğimiz mandalinanın fiyatlarından da memnun.”

200 bin mandalina ağacının bulunduğu ilçede yıllık 30 bin ton civarında rekolte olduğunu kaydeden Hançer, önceki yıllarda 150 kilo mahsul veren bir mandalina ağacının bu sene 300- 400 kilo ürün verdiğini bunun da yüzleri güldürdüğünü ifade etti.

İlçede sebze halinde komisyonculuk yapan Güven Alpsu,”Takoz olarak tabir edilen ikinci kalite ürünler meyve suyu fabrikalarına mandalina suyu olarak, kompozite olarak yani hoşaf dediğimiz bizim bu şekilde değerlendirmek amaçlı gönderiliyor. Sıkma fabrikalarına gönderiliyor. Ürünümüz bu şekilde değerleniyor. Belli bir ölçüde iyi mallarda halkın tüketimine sunuluyor.” diye konuştu.

Mandalina hasadında yeni tip koronavirüs (Kovid- 19) nedeniyle çalışmakta zorlandıklarını dile getiren üretici Mücahit Oluk da şunları söyledi: “Takoz olarak bilinen ikinci kalite mahsulleri daha önce hayvanların önüne döküyorduk. Şu an meyve suyu fabrikaları geldi. Alıp değerlendiriyorlar şu anda. Ondan dolayı da ayrıca mutluyuz. Kazdağları’nın eteğinde Havran’ın mandalinası gerçekten doğasıyla, havasıyla çok güzel bir meyve.”

Üretici mandalinanın suyundan da kazanıyor

– Yılda ortalama 30 bin ton mandalina rekoltesine sahip Balıkesir’in Havran ilçesinde önceki yıllarda çöpe giden üçte bir civarındaki ikinci sınıf ürün, esnaf odasının girişimiyle meyve suyu fabrikalarına satılıyor
– Havran Meyve ve Sebzeciler Esnaf Odası Başkanı Murat Hançer:
– “Narda başladık, şimdi de mandalinanın ikinci kalite olanlarını meyve suyu fabrikalarına gönderiyoruz. Bir nebze de olsa üreticimize ekonomik katkı oluyor”

BALIKESİR (AA) – HAKAN FİRİK – Balıkesir’in Havran ilçesinde üretilen mandalinada “takoz” olarak tabir edilen ikinci sınıf kalite mahsul, esnaf odasının girişimiyle meyve suyu fabrikalarına satılmaya başlandı.

Bölgede önceki yıllarda üreticinin satamadığı için elinde kalan ve dere kenarlarına dökülerek hayvan yemi yapılan düşük kalite mandalina da narda olduğu gibi ekonomiye kazandırılıyor.

Üreticiler, yıllık ortalama üretimi 30 bin ton olan mandalinanın iyi kalite olanlarını Havran Sebze ve Meyve Hali’nde toptan kilogramı 2,5 liradan satıyor.

Bu miktarın, kalitesi ikinci sınıf yaklaşık 10 bin tonu ise meyve suyu fabrikalarına kilogramı 80 kuruştan veriliyor.

Havran Meyve ve Sebzeciler Esnaf Odası Başkanı Murat Hançer, AA muhabirine, tat, kalite ve üretim miktarı bakımından mandalinada verimli bir yıl geçirdiklerini söyledi.

İlçede 200 bin civarında mandalina ağacının bulunduğunu belirten Hançer, önceki yıllarda 150 kilogram mahsul veren bir ağaçtan bu sene 300-400 kilogram ürün aldıklarını bildirdi.

Hançer, “Bu sene ikinci kalite dediğimiz takoz mandalinalarımızı değerlendirme fırsatı yakaladık. Narda başladık, şimdi de mandalinanın ikinci kalite olanlarını meyve suyu fabrikalarına gönderiyoruz. Bir nebze de olsa üreticimize ekonomik katkı oluyor.” dedi.

– Fiyatlar üreticinin yüzünü güldürüyor

Yıllarca ikinci sınıf mandalinaların çay boylarına döküldüğünü dile getiren Hançer, bu ürünleri ekonomiye kazandırmak için çalışma başlattıklarını anlattı.

Üreticilerin bu ürünleri meyve suyu fabrikalarına gönderdiğini aktaran Hançer, “Bu da hem bizim Havran üreticisine ekonomik olarak katkı sağlıyor hem de Rabbimin vermiş olduğu nimetlere şükreder derecede yeniden piyasaya kazandırmanın ayrıca bir mutluluğunu yaşıyoruz. Üreticimiz hem birinci kalitenin hem de takoz tabir ettiğimiz mandalinanın fiyatlarından memnun.” ifadelerini kullandı.

Sebze halinde komisyonculuk yapan Güven Alpsu da meyve suyu fabrikalarına gönderilen mandalinanın, sıkma işlemine tabi tutularak değerlendirildiği bilgisini verdi.

Üretici Mücahit Oluk ise yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle zorlandıkları bir hasat dönemi geçirdiklerini belirterek, “İkinci kalite mahsulleri daha önce hayvanların önüne döküyorduk. Şu an meyve suyu fabrikaları geldi. Alıp değerlendiriyorlar. Ondan dolayı da ayrıca mutluyuz. Kazdağları’nın eteğinde, Havran’ın mandalinası gerçekten doğasıyla, havasıyla çok güzel bir meyve.” diye konuştu.

Öğretmenler GünüReklam 728x90

İklim krizi beka sorunu

0
İklim krizinin sonucu olarak sıcaklıklar giderek artarken kar örneğinde olduğu üzere yağışlar da düzensizleşiyor. İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tolunay, “İklim değişikliğinin ülkemizin en önemli beka sorunları arasında olduğunun kabul edilmesi ve acilen sera gazı salımlarının azaltılması gerekmekte” diyor.
Prof. Dr. Doğanay Tolunay: İklim krizi beka sorunu

Beklenen kar yağışı gelse de dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iklim krizi ve küresel ısıtmanın etkileri artıyor. Sıcaklıklar giderek artarken kar örneğinde olduğu üzere yağışlar da düzensizleşiyor.

İklim krizinin bir sonucu olarak su kaynaklarının yok olması ve susuzluk endişe verici boyutlarda. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi, Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ile iklim krizi, küresel ısınma ve olası sonuçlarını konuştuk.

► Son yıllarda sıklıkla konuşulan iklim krizi ve küresel ısıtmadan ne anlamalıyız?
İnsanlık, Sanayi Devrimi’nden itibaren fosil yakıtları daha fazla kullanmaya başladı. Tarım ve meralar yerleşime açıldı, ormanlar kesildi, sulak alanlar kurutuldu. Ormansızlaşma ve arazi kullanım değişiklikleri dediğimiz bu tahribatlar, ormanların atmosferden alarak fotosentezle organik maddeye dönüştürdüğü karbondioksit miktarının azalmasına yol açtı.

Ek olarak tarım ve hayvancılık gibi faaliyetlerden de sera gazı salımları giderek arttı. Atmosferde artan karbondioksit ve diğer sera gazları dünyanın daha fazla ısınmasına yol açtı. Dünya artık sanayi devrimine göre 1 derece daha sıcak. Hatta 2020 yılı 1,2 derece ile 270 yıllık dönemde 2016’dan sonra en sıcak ikinci yıl oldu.
► Dünya ölçeğinde konunun büyüklüğünü kavramak için neler söylenebilir?
Dünyanın giderek ısınmasına bağlı olarak adlandırabileceğimiz olayların sıklığı giderek artmakta. Kasırgalar, sel ve taşkınlar, kuraklık, deniz ve kara buzullarının erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi gibi olaylarla daha sık karşılaşılmaya başlandı ve her yıl milyonlarca insan bu tür olaylarda canını kaybediyor ya da yerinden yurdundan oluyor.

Dünya üzerinde iklim değişikliğinin etkilenmediği ülke yok denilebilir. Sadece 2020’de meydana gelen Avustralya ve ABD’deki orman yangınları, Çin, Hindistan, Güney Sudan’daki seller, Afrika’daki çekirge sürüleri, Kuzey Atlantik’teki fırtına ve kasırgalar, Hindistan ve Bangladeş’te etkili olan Amphan Siklonu, Japonya ve Güney Kore’yi etkileyen Haishen Tayfunu ilk akla gelen ve yıkıcı etkileri olan afetler. Sibirya’da yaz aylarında rekor sıcaklıklar ölçüldü ve büyük turbalık yangınları çıktı.

Bu bölgede çok fazla insan yaşamaması nedeniyle gündeme gelmedi. 2020’de yaşanan afetlerin neden olduğu maddi kayıpların 210 milyar dolar olduğu açıklandı. İklim değişikliğiyle mücadele etmekten ekonomik nedenlerle kaçınanların, iklim değişikliğinin ekonomide neden olduğu kayıpları daha fazla gündeme getirmesi de üzerinde durulması gereken bir ironi aslında.

► Türkiye’de sıcaklığın artması, yağışların azalması ve düzensizliği iklim krizine bağlanıyor. İklim krizi ve küresel ısıtmanın Türkiye’ye etkisini nasıl özetleyebiliriz? Bu konudaki gözleminiz nelerdir?
Türkiye’de de sıcaklıklar giderek artıyor. 1990’lı yıllardan itibaren yıllık ortalama sıcaklıkların neredeyse tamamı uzun yıllar ortalamasından daha yüksekti. En sıcak yıl uzun yıllar ortalamasından 2 derece daha sıcak olan 2010 yılıydı. 2018 yılı ise 1,9 derece ile en sıcak 2. yıldı. 2020 yılı ise uzun yıllar ortalaması olan 13,5 dereceden 1,5 derece daha sıcaktı ve bu değerle son 50 yıldaki en sıcak 3. yıl oldu. Benzer şekilde yağışlar da düzensizleşiyor. 2008 yılı son 50 yılın en kurak yılıydı.

Buna karşılık 2009, 1988 ile birlikte son 50 yılın en yağışlı yılıydı. 2020’nin ilk 6 ayında uzun yıllar ortalamasının üzerinde yağış varken son 6 ayında yağışlar yüzde 50 azaldı. İklim değişikliği sadece sıcaklık artışı ve yağışlarda düzensizliğe bağlı olarak oluşan sel ya da kuraklıklar değil. Orman yangını, heyelan, çığ, fırtına, hortum, dolu, don, toz fırtınası gibi afetler de iklim değişikliğine bağlı olarak daha sık gözlemleniyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 1990’lı yıllarda yıllık ortalama 68 aşırı hava olayıyla karşılaşılırken, bu sayı 2000’li yıllarda 270 ve 2010’lu yıllarda 614’e çıkmış.

Üstelik yine neredeyse her yıl bir önceki yıldan daha fazla aşırı hava olayı yaşanarak rekor üstüne rekor kırılmış. 2015’te 731 olay rekor kırılırken, 2018’de 840 olayla rekor yenilenmiş, 2019’da 935 afet ile rekor daha da ileriye gitmiş. Bütün bunlar Türkiye’nin de iklim değişikliğinden giderek daha fazla etkilendiğini ortaya koyuyor. Benzer yorumları hortumlar için de yapmak mümkün 1990’lı yıllarda yılda 1-2 hortum gözlenirken son 10 yılda büyük çoğunluğu sahil kesimlerinde olmak üzere yıllık ortalama 40 kadar hortum oluşuyor. Ama Türkiye’de en fazla can kaybı sel ve taşkınlarda gerçekleşiyor.

8 ülkedeki sellerin incelendiği araştırmaya göre 1980-2018 yılları arasında Türkiye’de bin 342 kişi sel ve taşkınlarda hayatını kaybetti. Özetle Türkiye’de de iklim değişikliğinin etkileri şiddetlenerek artıyor diyebilirim. Ancak sel ya da kuraklık gibi afetleri sadece iklim değişikliğine bağlayarak ya da afetlerde yaşanan can kayıplarının nedeni sadece iklim değişikliğine bağlamak da doğru değildir. Çünkü dere ve taşkın yataklarında yapılaşmaya izin vermek, ormanları ve tarım alanları kaybetmek, toprakları betonlaştırmak, nüfusun kentlerde yoğunlaşmasını teşvik etmek gibi uygulamalar da iklim değişikliğinin neden olduğu afetlerin daha da şiddetli yaşanmasına yol açmakta.

► İnsan eliyle yarattığımız tablonun olumsuz sonuçları neler?
İklim değişikliği depremler hariç neredeyse bildiğimiz tüm afetlerin daha sık ve daha şiddetli yaşanmasına neden olmakta. Afetler hayatın her alanını olumsuz etkilemektedir. En çok etkilenen alanların başında tarım sektörünün geldiğini söylemek mümkün. Tarlaların su altında kalması, kuraklık nedeniyle sulama yapılamaması, düşük sıcaklıklar ve dolu, hatta fırtınalar tarımsal üretimin de azalmasına neden olmakta. Gıda üretimi azalınca fiyatları da artıyor haliyle. Kentler de en fazla etkilenenler arasında.

► İklim krizinin bu gibi etkilerinin abartıldığını düşünenler olmuyor mu?
Evet, bazı kesimlerce İklim değişikliğinin bu gibi etkilerinin abartıldığı düşünülüyor. Ancak Meteoroloji Genel Müdürlüğünce yapılan uzun dönemli modelleme sonuçlarına göre gelecek de pek parlak değil. Örneğin sıcaklık artışları uzun yıllar ortalamasına göre 2040 yılında 2 derece, 2070 yılında 3-4 derece, 2100 yılında ise 5-6 derece daha sıcak olabilir. Yağışlar ise yakın dönemde yüzde 20, 2070 sonrasında ise yüzde30 kadar azalabilir. Ancak yağışların mevsimlere dağılımda da değişiklikler öngörülüyor. Yaz ve sonbahar aylarındaki yağışlarda yüzde 50’lere varan azalmalarla karşılaşılabilir.

► Yeterli ve temiz suya ulaşamama sadece içme ve kullanma suyu için değil, gıda, tarım hayvancılık, gibi sektörler ile temel yaşam kalitemizi de etkiliyor. Bu çerçevede alınması gereken önlemler nelerdir?
Ülkemizde yıllık olarak ortalama 60 milyar metreküp kadar su tüketiyoruz. Su tüketimi 8 yıllık bir sürede 15 milyar metreküp kadar artmış. Bu sayılar bize aslında neler yapmamız gerektiğini de söylüyor. Öncelikle tarımda suyu daha verimli kullanmanın yolunu aramamız gerekiyor. Bunun için daha modern sulama sistemleri, yörenin iklim koşullarına uygun bitki türü kullanımı, suyu toprakta tutacak ve yağış sularının toprağa sızmasını sağlayacak toprak işleme yöntemleri konusunda çiftçinin bilinçlendirilmesi gibi önlemler alınabilir.

Termik santrallar ise daha dikkat çekici. Fosil yakıt tüketilen bu santraller bir yandan küresel ısınmayı arttırırken diğer yandan suyu tüketiyor. Sera gazı salımlarını azaltmak ve suyu verimli kullanmak için termik santrallerdan vazgeçmeliyiz.

Suyumuzun sadece yüzde 10’unu evsel kullanımda tüketmiş olsak da su tasarrufu yapmak yine de önemli. Ama su tasarrufu sadece kurak zamanlarda değil, her zaman yapılmalı ve bir su tasarrufu kültürü oluşturulmalıdır. Diğer önemli bir konuda su hasadıdır. Yaşanan son kuraklıkla gündeme gelen su hasadı sadece yağmur suyunun depolarda ya da sarnıçlarda biriktirilmesi değildir.

Bu bile uzun yıllar hiç gündeme gelmemiş, yeni yapılan binalarda yağmur suyu giderlerinden akan suyun depolanması düşünülmemiştir. Yağış sularının toprağa sızmasını sağlayacak eğimli arazilerde teraslar oluşturulması, yağmur suyu göletleri yapılması, taşkın sularının biriktirilmesi, bitki örtüsünü kaybetmiş alanların yeniden bitkilendirilmesi de yağmur suyunun hasat edilmesine katkı sağlamakta.

Ancak iklim değişikliğinin pek çok etkisi bulunmakta olup, kuraklık bunlardan sadece biridir. Bu nedenle çok boyutlu düşünmek her sektör ve her yerleşim yeri için olası uyum olarak adlandırılan iklim değişikliği etkilerine karşı hazırlık yapmak gerekmektedir. Çünkü iklim değişikliği, neden olduğu afetler ve gıda krizi, su krizi gibi etkileriyle ve iklim göçü adı verilen geçim derdine düşen yoksulların ülke içinde ya da diğer ülkelere göç etmesiyle çok daha büyük sorunlar da yaratabilir.

Ülkemizin de iklim göçlerinden etkilenmesi olasılığı da oldukça yüksek. Bu nedenle iklim değişikliğinin ülkemizin en önemli beka sorunları arasında olduğunun kabul edilmesi ve acilen sera gazı salımlarının azaltılması ve uyum çalışmalarının yapılması gerekmektedir.

KAYNAK : https://www.birgun.net/haber/prof-dr-doganay-tolunay-iklim-krizi-beka-sorunu-331077?fbclid=IwAR3wNmK8LIBP0l_K6Ay94ecyfKPmG4-SyZ_b-Fx_CQ9z-t4jOzHcGncgQR0Namık ALKAN

HABER : BÜLENT ÖZGEN

Öğretmenler GünüReklam 728x90

Pandemi ahşap mutfak malzemesi kullanımını artırdı.

0

Balıkesir’in Edremit ilçesindeki atölyesinde ahşap dekoratif ürünler yapan Mehmet Ali Tuzlu,  yeni tip koronavirüz (Kovid – 19) salgınıyla birlikte daha çok mutfaklarda ve günlük yaşamda kullanılan materyaller üretmeye başladı.

Mehmet Ali Tuzlu: “İçinde bulunduğumuz dünyaca yaşamakta olduğumuz pandemi süreciyle birlikte akış bize gösterdi ki doğanın kıymetini daha iyi anlamaya başladık. Doğanın çok değerli olduğunu, onu keyfimizce kaynakları kullanmamamız gerektiğini daha iyi anamış bulunmaktayız.” dedi.

İlçeye yaklaşık 7 kilometre uzaklıktaki kırsal Hacıarslanlar Mahallesi’ndeki atölyesinde bugünlerde zeytin, gül, çam ve dayanıklı ağaç türlerinden tabak, kaşık, bardak, baharatlık ve bilumum mutfak malzemeleri taleplerini karşılamaya çalıştığını ifade eden Tuzlu, yaptığı açıklamada vatandaşın pandemiyle beraber doğal ürünlere yöneldiğini söyledi.

Bir çok insanın bu farkındalığı yakaladığını kaydeden Tuzlu: “Şehirdeki insanlarımızda daha fazla kırsalda minimal bir yaşam kurma özlemi artmaya başladı. Bu yönde bir eğilimin arttığını görüyoruz. İnsanlar doğaya çıkarken tabi ki şehir ekonomisiyle kırsalın ekonomisi birbirinden çok farklı. Biz elimizden geldiğince bir ahşap atölyesi olarak mümkğn olduğunca müşterilerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Tabi ki bu yönde de gelirimizi elde ediyoruz.” diye konuştu.

Her şeyi para veripte almak yerine insanlar kırsala döndüğü zaman kendi becerilerini, kendi yeteneklerini de geliştirmek zorunda olduüunu da hatırlatan Tuzlu, dağda ya da tarladasında elde ettiği bir odun parçasından kendi kaşığını yapabilmesi gerektiğini söyledi.

Kırsala ve doğal ürünlere olan ilginin işlerine yansıdığını ifade eden Tuzlu şöyle devam etti: “Şehirde bizim vazgeçemediğimiz fabrikasyon üretimler olan metal tabaktır, porselendir vesaire ürünlerden zyade daha fazla böyle el emepiyle üretilen hammaddesini doğadan temin ettiğimiz doğanın yüzeyinden, bitkierden, ağaçlardan elde ettiğimiz ahşap tabaklar, bardaklar, fincanlar vesaire bu tür mutfak ürünleri ve bilimum malzemeleri daha çok talep etmeye başladılar.”

Öğretmenler GünüReklam 728x90

Kargo aracında yangın

0

Altınoluk Mahallesinde kargoları adreslerine teslim etmek üzere yola çıkan Ulaş Özer yönetimindeki 34 JS 0732 plakalı kargo aracının motor kısmından dumanlar çıkmaya başladı.

Hafif ticari aracı yol kenarına parkeden sürücü Öze, yanındaki arkadaşı ile bir yandan kargo paketlerini araçtan çıkararak yanmaktan son anda kurtarırken bir yandan da söndürmeye çalıştı.

Başarılı olamayan Özer, durumu itfaiyeye bildirdi. Olay yerine gelen Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi Altınoluk müfrezesi yangını kısa sürede söndürdü.

Elektrik kontağından çıktığı tahmin edilen yangında hafif ticari araç kullanılamaz hale geldi.

Öğretmenler GünüReklam 728x90

Kuraklık, 2021 hububat üretimini nasıl etkileyecek?

0

Türkiye son 7 ayı kurak geçirdi. Bazı bölgelerde neredeyse hiç yağış olmazken bazılarında çok az yağışla geçti. Özellikle sonbahar kuraklığı çok etkili oldu. Ülkemizde kuraklık daha çok, İstanbul, Ankara ve İzmir’in “içme suyu” sorunu olarak algılandığı için tarımdaki gelişmeler çoğu zaman göz ardı ediliyor. Oysa, kuraklık aynı zamanda soframızdaki gıdayı da tehdit ediyor.Toprak Mahsulleri Ofisi’nin kasım ayı raporuna göre, bölgesel bazda hububatta son durum vahim gözüküyor.

Sonbaharda yağmayan yağış, etkili olan kuraklık 2021 yılı ürünlerinin ekilişini olumsuz etkiliyor. Üretimdeki düşüş sofralarımıza yüksek fiyat olarak yansıyacak. İthalata bağımlılık artacak.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), sahadaki gelişmeleri yakından izleyerek “Fenolojik Değerlendirme- Hububat ve Bakliyatta Yağış, Ekiliş ve Gelişim Analizi” adıyla her ay rapor olarak yayınlıyor. Kasım 2020 raporuna göre, sadece Kasım’da yağışlar normalin yüzde 49 altında gerçekleşti. Kasım ayında, özellikle Ege, Marmara ve İç Anadolu’nun kuzey ve batısında normale göre azalma yer yer yüzde 80’lerin üzerine çıktı. Ege ve Marmara Bölgeleri’nde son 40 yılın en düşük ikinci kasım yağışı gerçekleşti. Kasım ayında 2 mm ile Eskişehir en az yağış alan, normaline göre en fazla azalma ise yüzde 96 ile Edirne’de meydana geldi.

Bugünlerde yağışlar başlayınca, “kuraklık bitti” diye sevinmek yersiz. Yağış rejiminde büyük değişiklikler var. Çok uzun süre yağışsız geçtikten sonra, çok şiddetli ve sele neden olan, İzmir ve Antalya’da olduğu gibi büyük hasarlara yol açan yağışlar görülüyor.

Bölge bazında hububat ve bakliyatta ekiliş durumu

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin kasım ayı raporuna göre, bölgesel bazda hububatta son durum özetle şöyle:

■ İç Anadolu Bölgesi: Buğday ekiliş alanlarının yüzde 38’ini kapsıyor. Bölge genelinde yağışlar; ekim, çimlenme ve bitki çıkışı dönemlerinde çok düşük seviyede kaldı. Konya ve Kayseri haricinde ekilişler tamamlandı. Pancar hasadı geciken lokal alanlarda buğday ekilişi devam ediyor.

Hububat ekilen kıraç arazilerin büyük çoğunluğunda bitki çıkışı ya hiç olmadı ya da çıkışlar dalgalı bir seyir izledi. Konya’da kıraç alanlarda alatav oluşumu nedeniyle yer yer tohum bozulmaları başladı.

Polatlı ve Kırıkkale çevresinde bakliyattan hububata %5-10, Sivas’ta %1-2 kayma beklenmektedir ve bu kaymanın büyük oranda arpaya olacağı, yine Kırşehir çevresinde ekilişlerin ağırlıklı olarak arpa olacağı (buğdaydan arpaya %5) beklenmektedir. Aksaray çevresinde kıraç alanlarda ekmeklik buğdaydan makarnalık buğdaya %1-2, arpaya %2-3, sulu arazilerde ise ekmeklik buğdaydan yağlık-çerezlik ayçiçeği ve dane mısıra %1-2 kayma beklenmektedir.

Kayseri’de önceki aylarda ekilen alanlarda çok düşük yağış nedeniyle çimlenme ve çıkış yaşanmaması sonucu ürünlerde verimlerin düşük olacağı algısı oluşmuş, bu da üreticilerin kışlık ekilişten vazgeçerek yazlık arpa, buğday veya hububata alternatifbakliyat vb. ürünlere kaymasına neden olacağı öngörülmektedir.

Yozgat’ta nohut maliyetinin düşük olması ve bu yıl piyasa fiyatının bir önceki yıla göre daha yüksek seyretmesinden kaynaklı buğdaydan nohuda geçiş olacağı tahmin edilmektedir.

Eskişehir’de sulama maliyetlerinin yüksek olması, münavebeli ekim, piyasa fiyatlarının yüksek seyretmesi vb. nedenlerden dolayı buğday, arpa ve yulaf ekim alanlarında bir miktar artış olacağı tahmin edilmektedir. Akşehir çevresinde şeker pancarı ve mısır hasadından boşalan sulu arazilere elektrik kullanım maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle sulamada daha az enerji harcayacak olan yeşil bitkilere geçişlerin olabileceği öngörülmektedir.

■ Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Buğday ekilişinin yüzde 15’i, kırmızı mercimek ekilişinin yüzde 94’ü bu bölgede gerçekleştiriliyor. İkinci Ürün mısır hasadının henüz tamamlanması, yağışın beklenmesi nedeniyle hububat ekilişleri bir miktar ötelendi. Kışlık ekilişler devam etmekle (%75 tamamlanmış) birlikte, ikinci ürün mısır hasadına müteakip (Şanlıurfa ve Mardin’de) Ocak ayı ortasına kadar buğday ekilişleri devam edecek. Erken ekiliş yapılan alanlarda çıkışlar başlamış fakat yetersizdir.

Diyarbakır’da buğday ve mısır ürünlerinden pamuğa, arpa ve nohuttan kırmızı mercimek ve buğdaya, buğdayın da kendi içinde ekmeklikten makarnalığa geçişi, Şanlıurfa’da arpadan ve (Siverek, Viranşehir ve Hilvan’da taşlık arazilerin temizlenmesiyle oluşan) yeni tarım alanlarından mercimeğe %10 geçiş beklenmektedir. Piyasa koşulları sebebiyle Batman’da arpadan ekmeklik buğdaya %5, ekmeklik buğdaydan makarnalık buğdaya %2, kırmızı mercimekten buğdaya %3 geçiş olacağı tahmin edilmektedir.

■ Marmara Bölgesi: Yağış yetersizliğinden Balıkesir’de ekilişler gecikmiş, bölgenin geri kalanında tamamlanmıştır. Edirne çevresinde ekilişlerin büyük çoğunluğu taban gübresi kullanılarak yapılmıştır. Edirne’de geçen yıl anıza ekim yapılan alanlar ve kanoladan geçişlerle birlikte hububat ekilişinde %2-3 artış, Kırklareli’nde de buğday ekilişinde % 8, arpa ekilişinde % 7 artış tahmin edilmektedir.

■ Karadeniz Bölgesi: Kıyı kesimlerde ekilişler %70, iç kesimlerde ise %50 civarında tamamlanmıştır. Amasya ve Tokat’ta Aralık ayında yağış alınması durumunda bir miktar daha buğday ekilebileceği, ancak Aralık ayından sonra artık buğday ekilişi yapılamayacağı ve arpayadanohuda geçiş olacağı, arazilerin bir kısmının ise nadasa bırakılacağı öğrenilmiştir. Çorum’da son yıllarda hayvancılık için yem hammaddelerine olan yüksek talep yanında alternatifürünlerin piyasa fiyatlarının yüksekliği, üreticilerin özellikle buğday yerine arpa, ayçiçeği ve bakliyat (nohut) gibi ürünlere yönelmesine sebep olmuştur. Yine Çorum’da makarnalık buğday ekim alanlarının geçen yıla göre bir miktar artacağı, ekmeklik buğday ekim alanlarının %10 azalacağı, arpa ve tritikale ekim alanlarının ise %15 artacağı gözlenmiştir

■ Akdeniz Bölgesi: Hububat ekilişleri %90 tamamlanmıştır. Sahil ve düşük rakımlı kesimlerde çıkışlar meydana gelmiş ancak yüksek yerlerde henüz hiç çıkış görülmemiştir. Amik Ovasında pamuk ve mısır fiyatlarının yüksek seyretmesi ve pamuk desteğinin artması sebepleriyle hububat ekilişlerinde geçen yıla oranla % 3-5 azalış olacağı beklenmektedir.

■ Doğu Anadolu Bölgesi: Kışlık ekilişler tamamlanmış olup sıcaklığın eksi dereceye düşmesi ile birlikte bitki gelişimi durmuştur. Van ve Muş’ta buğdaydan arpaya, Bitlis’te fasulye ve patatese geçiş olduğu gözlemlenmiştir. Bingöl’de Süt Fabrikasının kurulması ile birlikte arpa ve buğdaydan yem bitkilerine geçiş, Malatya’da şeker pancarı ve yem bitkilerine geçiş söz konusudur.

■ Ege Bölgesi: İzmir, Aydın hattında bitki çıkışları zayıftır. Bölge genelinde sulanabilen ve erken ekilen alanlarda çimlenme ve çıkışların gerçekleştiği, Kütahya’da bitki boyunun 4-7 cm’ye ulaştığı tespit edilmiştir. Yağış eksikliğinden bazı alanlarda bitki çıkışı homojen gerçekleşmediğinden tarla yüzeyinde dalgalı bir görüntü oluşturmuştur. Afyonkarahisar’da büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine olan yoğun yönelmeden dolayı yem bitkilerine ve slajlık mısıra geçiş söz konusudur. Denizli’de tarım için verilen baraj suyunun kesilmesi nedeniyle ikinci ürün mısır ekilen alanlardan buğday, arpa ve yulafa geçiş olacağı tespit edilmiştir.

Özetle, sonbahar kuraklığı her bölgede hububat üretimini farklı biçimde etkiledi. Kuraklık ve ürünlerin fiyatına göre çiftçi ekeceği ürüne karar veriyor. Bunun yansımalarını 2021 ürününde göreceğiz.

Tohum satışlarına göre ürün ekilişindeki değişim

►Akdeniz Bölgesi’nde hububattan, fiyatı yüksek olan mısıra ve destek miktarı artırılan pamuğa,

►İç Anadolu’da nohuttan, ekmeklik buğdaya, maliyeti daha düşük olması nedeniyle arpaya (gübre ve ilaç kullanımı daha az, bakımı daha kolay) ve piyasa fiyatının yüksek seyretmesi nedeniyle makarnalık buğdaya,

►Doğu Anadolu’da hububattan, şeker pancarı ve yem bitkilerine

►Ege Bölgesi’nde buğdaydan az bir miktar haşhaş ve yem bitkilerine,

►Karadeniz Bölgesi’nde ekmeklik buğdaydan; makarnalık buğday, arpa ve tritikaleye,

►Marmara Bölgesi’nde kanoladan buğday ve arpaya kayma,

►Güney Doğu Anadolu’da ise fiyatının yüksek seyretmesi nedeniyle kırmızı mercimek ve buğdayda artış, arpada ise azalış öngörülmektedir.

KAYNAK : https://www.dunya.com/kose-yazisi/kuraklik-2021-hububat-uretimini-nasil-etkileyecek/604630?fbclid=IwAR0e30ia11RKH_6Bb6NKm9wyHeV4JOCyizneXNsZGhLsIysATIGdFo4yVBs-Ali Ekber YILDIRIM

HABER: BÜLENT ÖZGEN

Öğretmenler GünüReklam 728x90

NASA, Türkiye’yi yer altı suları haritasıyla uyardı

0
NASA, resmi internet sitesi üzerinden Türkiye’nin yer altı sularının durumuyla ilgili bir harita paylaştı ve durumu değerlendirdi. Yayınlanan haritaya göre Türkiye’deki yer altı suları ortalama seviyenin ciddi derecede altına inmiş durumda.
NASA, Türkiye’yi yer altı suları haritasıyla uyardı
  • NASA’nın Türkiye’nin yer altı sularına dair paylaştığı harita, Türkiye’deki kuralık tehdidini gözler önüne serdi. Yayınlanan haritaya göre Türkiye’nin büyük bir bölümünde yer altı suları ciddi derecede düşük seviyelerde.

Gravity Recovery and Climate Experiment Follow On (GRACE-FO) uydularıyla hesaplanan yeraltı suları haritasında mavi kısımlar, normalden fazla su olan bölgeleri, kırmızı ve turuncu renkteki kısımlar ise normalden az su olan bölgeleri göstermekte.

TEHLİKE SADECE BARAJLARDAKİ DÜŞÜŞ DEĞİLMİŞ

Son aylarda Türkiye’de yağış oranları neredeyse her ay ortalamanın altında kaldı, İstanbul’da barajların doluluk oranı son 15 yılın en düşük seviyesine ulaştı. Son yağışlarla barajlardaki doluluk oranı artışa geçse de NASA’nın yayınladığı haritayla tek sorunun barajlardaki su oranı olmadığı gözler önüne serildi. Yer altı sularının yenilenmesi için yağışların düzenli ve sürekli bir şekilde de gerçekleşmesi gerekiyor.

KAYNAK : https://www.sozcu.com.tr/2021/teknoloji/nasa-turkiyeyi-yer-alti-sulari-haritasiyla-uyardi-6217678/?utm_source=dahafazla_haber&utm_medium=free&utm_campaign=dahafazlahaber

HABER: BÜLENT ÖZGEN

Öğretmenler GünüReklam 728x90

Kar yağışı ulaşımı olumsuz etkiliyor

0

Balıkesir Çanakkale kara yolunun Şapçı ve Hamas Çakılı mevkilerinde kontrol noktası oluşturan bölge trafik polisleri zincir ve kış lastiği olmayan araçların geçişine izin vermiyor. 

Kış lastiği kontrolü de yapan polis, gerekli koşulları karşılamayan lastiği olan araçları geri döndürüyor. 

Hamas Çakılı mevkisinde kayan yabancı plakalı bir otomobil yoldan çıkarak şarampole girdi.

Otomobil trafik polislerin ve vatandaşların ardımı ile bir tıra halatla bağlanarak düştüğü yerden çıkartıldı.  

Öte yandan Balıkesir’in Edremit ve Çanakkale’nin Yenice ilçesi ile Kalkım beldesini bağlayan Kazdağlarından geçen kara yolunda da ekiplerin tuzlama ve kar küreme çalışması devam ediyor.

Karayolları ekipleri de kar yağışı nedeniyle yolda sürekli tuzlama ve küreme çalışması yaparak  yolları açık tutmaya çalışıyor.

Öğretmenler GünüReklam 728x90

İVRİNDİ KAR ENGELİNİ AŞTI.

0

24 SAAT MESAİ…

Cuma gününden itibaren ekstra çaba sarfettiklerini dile getiren İvrindi Belediye Başkanı Yusuf Cengiz “Bölgemizi etkisi altına alan yoğun yağış sebebiyle merkez de dahil kırsal mahallelerimizin tamamı ulaşıma kapandı. Bizler İvrindi Belediyesi olarak yapılan uyarıları dikkate alarak önlemlerimizi almıştık. Cumartesi sabahın ilk ışıklarından itibaren yoğun kar yağışının dinmesini beklemeden işe koyulduk. Belediyemize ait tüm arazi araçlarımız ve personelimiz ile sahadaydık. Bereketini ve kartpostallık görüntüsünü  özlediğimiz kar yağışı, ufak çaplı aksaklıkları beraberinde getirse de üstesinden gelmesini bildik.”

TÜM BİRİMLER DÖRT KOLDAN

Sadece İvrindi Belediyesi olarak mücadele etmemiz ekipman olarak mümkün değil diyen Başkan Cengiz “İlçemize ne zamandır bu kadar yoğun kar yağışı olmuyordu. Hemşehrilerimiz oluşan güzel manzaranın keyfini çıkartırken bizler ulaşımın aksamaması adına görevimizin balondaydık. Büyükşehir Belediyemize ait greyder, Bizim Belediyemize ait greyder, kepçeler,  tüm arazi araç ve ekipmanlar, Kara Yollarına ait bir adet greyder ve İlçe İtfaiye Amirliğine ait bir adet kepçe sahadaydı. Halkımızın ulaşım sorununun yaşanmaması adına dört koldan mücadelemizi sürdürdük”

YOLDA KALANLARIN YARDIMINA KOŞTUK.

Bölgemizde hissedilen yoğun kar yağışında ufak çaplı aksaklıklar da yaşandı diyen Başkan Cengiz “Cumartesi en yoğun kar yağışının yaşandığı gündü. İvrindi-Korucu yol güzergahı Yağlılar mahallesi yakınında yoğun kar yağışı sebebiyle kapanan yolda Büyükşehir Belediyesi ve İvrindi Belediye ekiplerimizce mahsur kalan vatandaşlarımızın kurtarılmasına yönelik yürütülen çalışmaya eşlik ettik. Vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerini ilettik. Neyse ki ilçemiz genelinde trafik kaydına geçen bir kazamız olmadı. Burnu kanayan vatandaşımızın dahi olmaması en büyük tesellimiz” dedi

69 MAHALLE YOLU ULAŞIMA AÇILDI YOL GENİŞLETME ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

Tüm ekiplerin gösterdiği üstün mücadele ile merkez de dahil 69 mahallemizin ana yol  ve mahalle iç yolarını açtıklarını dile getiren Başkan Yusuf Cengiz “ Bu tarz durumlar üstün gayret gerektiren ve emek isteyen işler. Yorulsak da emeğimizin karşılığını aldığımızı gördükçe yorgunluk sonunu huzura bırakıyor. Tüm mahallemizin yollarını açtık. Ulaşmadığımız, yolunu açmadığımız hiç bir kırsal kalmadı. Açtığımız yollarda olası tehlike yaşanmaması için ekiplerimiz genişletme çalışmalarını aralıksız sürdürüyorlar. Yola çıkacak vatandaşlarımızın ara ara oluşabilecek gizli buzlanmaya karşı dikkatli olmalarını ve gerekli tedbiri almalarını rica ediyorum” dedi”

Öğretmenler GünüReklam 728x90

Hedef: 500 tablet

0

Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler’in öncülüğünde kurulan ve belediye meclis üyelerinin üyesi olduğu “Burhaniye Eğitime Destek Derneği” şimdiye kadar 350 tableti ihtiyaç sahibi çocuklarla buluşturdu. 150 tabletin daha dağıtılacağı kampanya bölgede büyük ses getirdi.

Okulların kapanarak uzaktan eğitim sistemine geçmesiyle birlikte evde tableti olmayanlar için başlatılan kampanyada toplam 500 tablet çocuklarla buluşturulacak. Eğitimde fırsat eşitliği şiarıyla, ihtiyaç sahibi çocuklara tablet hediye etmeye başlayan Dernek 2 ayda 350 tabletin dağıtımını gerçekleştirdi.  

Burhaniye Belediyesine başvuran ihtiyaç sahibi ailelerin gelir ve mal varlıklarına göre komisyon tarafından incelenmesinden sonra, geliri olmayan veya tek maaşla çalışan ailelere öncelikli olarak tabletler dağıtılıyor  

Eğitimin her şeyden önce geldiğini ifade eden Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler “Geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz her koşulda eğitimlerini alabilmeliler. Burhaniye Belediyesi olarak eğitim alanında yatırım ve projeler üreterek geleceğimizi şekillendirmek için çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

Öğretmenler GünüReklam 728x90
REKLAM Ege Yurt Lojistik REKLAM