Toprak, yaşam ve gelecek üzerine 1.200 sayfalık bir rapor

0
102

195 ülkenin üst düzey temsilcileri, 52 ülkeden 107 bilim insanının hazırlamış olduğu 1.200 sayfalık bir raporu 6 gün boyunca satır satır incelemişler ve sonunda oybirliğiyle onaylamışlar.  Rapor iklim krizinin yeryüzünün toprak düzenini allak bullak ettiğini, beslenme sistemlerini altından kalkılamayacak boyutta bozduğunu, yaşamı ağır açlık ortamına sürüklediğini ve dünyayı yaşanamaz kıldığını tartışılamaz bir bilimsel açıklıkla belgeliyor.

Raporu hazırlayan yer Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli.  İngilizcede IPCC, Fransızcada GIEC diye bilinen bu örgüt Birleşmiş Milletler’in 1988’de oluşturup sürekli araştırma yapmakla görevlendirdiği ve ülkelerin gönderdiği üst düzey uzmanların ortak çalışma yürüttükleri bir oluşum.  IPCC/GIEC yıllardan beri genel politikaları biçimlendiren önemli raporlar sunmakta.

Gözlemcilere göre bu yeni rapor son derecede önemli.  Çünkü dünyanın bütünlüğünde gözlenen toprak kullanımının genel durumunu, bunun yakın gelecekte alacağı konumu, dolayısıyla tarımda yaratmakta olduğu etkiyi vurguluyor.  Giderek ciddi bir beslenme krizinin insanlığın geleceğini şiddetle tehdit edeceğine işaret ediyor.  İçinde olduğumuz iklim krizine karşı bir dizi önlemin beklenmeden hızla alınması gerektiğini ifade ediyor.

Başka bir deyişle, çölleşme genişleyip hızlanıyor.  Ekin verimliliği azalıyor.  Ormanlar, ağaçlık alanlar yok ediliyor.  Aşırı fırtınalar, büyük orman yangınları, şiddetli yağışlar ve aynı zamanda kuraklıklar büyük tahribat yaratıyor.  Bu gidişin yıllar sonra ağır açlık krizleri, iç çatışmalar, büyük çaplı göçler, bölgesel savaşlar gibi yaşamsal tehlikelere neden olması söz konusu.  Dünyayı cehenneme dönüştürecek bir ortam.

Gözlemcilerin saygıyla selamladıkları bu önemli rapordan bazı vurguları kısaca sunalım:

Toprağı kullanma biçimimiz sakat ve yanlış.  Ormanları ve ağaçlık alanları bambaşka amaçlar için durmadan yok ediyoruz.  Yoğunlaşıp sanayileşen tarım faaliyetleri, bunlarda aşırı kimyasal kullanımı ve hızla artan hayvancılık sera gazı salımlarını aşırı pompalıyor.

Tarımda kimyasal kullanmanın neden olduğu sera gazı salımları son 60 yıl içinde 9 kat artmış durumda.

Yaşanan sıcaklık artışları ve kuraklık yeryüzünün çeşitli bölgelerinde (özellikle Asya’da, Afrika’da ve Akdeniz bölgesinde) çölleşmenin boyutunu arttırmakta.  Öte yandan bazı bölgelerde bitkilerin ve ağaçların gelişip yeşermesine büyük katkısı olan topraktaki fosfor miktarının giderek azalmakta olduğu da saptanmış.  Aslında ağaçlık alanlar ve özellikle ormanlar atmosferdeki sera gazlarını önemli ölçüde emiyor; ancak mevcut koşulların ağaçların gaz emme yeteneğini yavaş yavaş sınırlamaya başladığı görülmüş.

Bu bakımdan iklim krizini kontrol altına almada önemli rolü olan toprağa ivedi olarak sahip çıkmak gerekiyor.  Bu sahip çıkma hızla sağlanırsa toprak, daha fazla sera gazı emme kapasitesi kazanır.  Başka bir deyişle, insanlık tehlikeli gidişi yavaşlatıp durduracak çok önemli bir olanak kazanmış olur.

Yaşamın temel öğesi olan toprak, dünyanın çoğu yerinde kalite ve verimlilik bakımlarından aşırı bir kapasite kaybına uğramakta.  Son 30-40 yıl içinde 3 milyar hektarlık arazinin etkenliklerini yitirdiği söyleniyor.

Şu anda yeryüzünde 3 milyara yakın kişi ağır açlık çekiyor ve içilebilecek temiz su bulmakta zorlanıyor.  Öte yandan zengin ülkelerde ise 1 milyara yakın kişi gereksiz beslenmeden dolayı aşırı kilolu; hatta hasta konumunda.  Ve bunlar yiyeceklerinin %30 kadarını çöpe atıyorlar.

Önümüzdeki 70-80 yıl içinde dünya nüfusunun 11 milyarı aşacağı biliniyor.  Şimdiki çerçeveye bir çare bulunamazsa ileride nasıl bir dünyanın oluşacağını, çocuklarımıza ve torunlarımıza nasıl bir yeryüzü bırakacağımızı düşünmek mümkün.

Bu gidişi tersine çevirmek olası.  Yaban yaşamı umursamazca yok eden sorumsuz girişimlerden uzak durarak…  Ekosistemlere sahip çıkmayan girişimleri sınırlayarak…  Fosil yakıt tüketimini hızla kısarak…  Et tüketimini azaltarak…  Daha çevre dostu bir tarıma yönelerek…  Kullanılmadan çöpe atılan yiyecek miktarını kısarak…  (Raporun şaşırtıcı ayrıntılarından biri de atılan yiyecek ve beslenme maddeleriyle ilgili.  Bunların sera gazı salımındaki payının %8-10’a vardığı belirtiliyor.)

Zengin ülkelerin anlamsız ölçüde yöneldikleri aşırı et tüketimini önemli ölçüde azaltmaları gerekiyor.  Böyle bir yaklaşım, hayvan beslemek için kullanılan geniş arazilerin boyutunu azaltma ve bunları, örneğin ormanlıklara dönüştürme olanağını sağlayacak.

Bazı mali önlemler de söz konusudur artık.  Et tüketiminde ek vergilendirme yapma ve sebze ile meyve üretimine özel sübvansiyon sağlama gibi.  Küçük tarımcılara mali öncelikler tanıma gibi.  Örneğin Almanya’da ete ek vergi yükleme girişimi tartışılmaya başlanmış durumda.  Çin de halkta yakın yıllarda beliren daha fazla et yeme yaklaşımını frenleyip durdurmak için bir dizi girişim planlamakta.

Gözlemciler raporun konumu berraklıkla çizdiğini, sorunları tartışma götürmez ayrıntılarla sergilediğini belirtiyorlar.  Ancak toprak kullanımının ve ötesinin oluşturduğu meselelerin gelip dayandığı nokta işin siyasi boyutudur, diyorlar.  Hükümetler hızla kolları sıvayabilecekler mi?  Bazı çıkar grupları nasıl tepki verecek?  Bazı endüstri türleri ciddi uyum gösterebilecek mi?  Ekonomide olması gereken yapısal dönüşüm sağlanabilecek mi?

Öte yandan bu çabada kişilere de düşen ciddi bir rol var: davranış ve alışkanlıklarını değiştirmek gibi.

Ve acaba dünyanın ciğeri diye tanımlanan Amazon ormanlarını tahrip etmekte olan Brezilya ne yapacak?  Trump’ın Amerika’sı nasıl davranacak?  Ve diğerleri?.

KAYNAK :Atila Alpöge, Ekogazete, 11.8.2019 / Yararlanılan kaynaklar: Damian Carrington, The Guardian, 8.8.2019 – Roger Harrabin, BBC, 8.8.2019 – Le Monde, 8.8.2019 – AFP, 8.8.2019 – Başyazı, El Pais, 8.8.2019 – Pierre Le Hir, Le Monde, 2.8.2019-https://ekogazete.wordpress.com/2019/08/11/toprak-yasam-ve-gelecek-uzerine-1-200-sayfalik-bir-rapor/

HABER: BÜLENT ÖZGEN