Perşembe, Mayıs 23, 2024
Semercioglu Zeytincilik
Ana SayfaÇevreIşık Kirliliğinin İklim Değişikliğindeki Yeri ve Önemi

Işık Kirliliğinin İklim Değişikliğindeki Yeri ve Önemi

Dünyanın iklimi; güneşten gelen enerji miktarından, atmosferdeki sera gazı ve aerosol miktarına, güneş enerjisinin ne kadarının tutulacağı yada yansıyacağını belirleyen yeryüzü özelliklerine kadar, pek çok faktörden etkilenmektedir.

Karbondioksit (CO2), Metan (CH4) ve Azot (N2O) gibi sera gazlarının atmosferdeki yoğunlukları, endüstri devriminin başından bu yana önemli ölçüde artmıştır. Bu durum büyük oranda fosil yakıt kullanımı, arazi kullanımındaki değişiklikler ve tarım gibi insan faaliyetleri nedeniyle gerçekleşmiştir.

Günümüzde küresel ısınma tartışılmaz bir gerçektir. Hava ve okyanus sıcaklıklarının arttığını, kar ve buzulların yaygın bir şekilde eridiğini ve deniz seviyelerinin yükseldiğini gösteren pek çok araştırma bulunmaktadır.

Günümüzde sanayileşme arttıkça, fabrikalaşma artmıştır. Fabrikalaşma arttıkça da sanayileşme artmıştır. Tarım, hayvancılık ve her türlü ticari faaliyet de bir endüstri haline gelmiştir. Sanayinin gelişmesi ve yaygınlaşması, şehirleşmeyi de beraberinde getirmiştir. İnsan gücünün, barınma ihtiyacının karşılanması gerekmektedir.

Bütün bu sebepler, doğaya zarar olarak dönmektedir. Çünkü sanayi atıkları çevreyi kirletmektedir. Şehirleşme çevreyi tahrip etmektedir.Küresel ısınma, buzların erimesi, çölleşme, kuraklaşma, kıtlıklar, mevsimlerin değişmesi, iklimlerin farklılaşması, dünyanın ani ısınması ve soğuması, ormanların yok olması, su kaynaklarının tükenmesi, doğal enerji kaynaklarının sonuna gelinmesi gibi sonuçlar insanların doğaya verdiği zararlar nedeniyle gerçekleşmektedir.

Çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin azaltılması için faaliyetler gerçekleşse de küresel sorunlara, küresel çözümler üretilmedikçe her çözüm faaliyeti eksik kalacaktır.

İklim değişikliği, “Karşılaştırılabilir zaman dilimlerinde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan faaliyetleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik” biçiminde tanımlanmaktadır.

Sera Etkisi Nedir?

Küresel ısınmada en büyük payı alan sera etkisi nedir? Güneşten gelen dalgalı radyasyonun bir kısmı doğrudan atmosfer tarafından uzaya verilirken, bir kısmı da yeryüzü tarafından emilir. Isınan yeryüzünden salınan uzun dalgalı radyasyonun önemli bir bölümü tekrar atmosfer tarafından emilir.

Atmosferdeki gazların kısa dalgalı güneş ışınlarına karşı çok geçirgen, yeryüzünden verilen uzun dalgalı radyasyona karşı ise, biriken sera gazları nedeniyle daha az geçirgen olması sonucunda, yere yakın kısımların beklenenden daha fazla ısınması olayına atmosferin sera etkisi denilmektedir.

1. Güneşten gelen kısa dalgalı ışınların % 51’ i yeryüzü tarafından tutulur. Bu enerji ile yeryüzü ısınır.

2. Yeryüzü tarafından emilen bu enerjinin bir kısmı atmosfere geri gönderilir.

3. Güneşten gelen enerjinin bir kısmı yeryüzüne ulaşmadan atmosferden uzaya geri döner.

4. Isınan yeryüzünden bir kısım enerji uzun dalgalı ışınlar hâlinde atmosfere verilir. Bu enerjinin bir kısmı atmosferdeki sera gazları tarafından tutulur. Bu tutulan enerji atmosferin alt kısımlarını ısıtır. Bu ısınma atmosferin sera etkisidir.

5. Sera gazları tarafından tutulan enerjinin bir kısmı yeniden uzaya geri verilir.

6. Yeryüzünden uzaya verilen enerjinin bir kısmı doğrudan uzaya gider.

Karbondioksit (CO2) ve Diğer Sera Gazlarının Etkisi

Küresel ısınma üzerinde etkili olan sera gazları arasında CO2’in ayrı bir yeri ve ayrı bir önemi vardır. Karbondioksit (CO2) Güneşten doğrudan gelen kısa dalgalı ışınları büyük ölçüde geçirdiğinden, ancak yerden verilen uzun dalgalı ışınları tuttuğundan, atmosferin alt kısımlarının ısınmasında çok önemli rol oynayan bir sera gazıdır.

Bilindiği gibi atmosferdeki karbondioksit miktarı, birinci derecede fosil yakıtların çeşitli alanlarda kullanımı sonucunda, hızlı bir biçimde artmaktadır. Bununla birlikte ormansızlaşma ve özellikle de tropikal yağmur ormanlarındaki aşırı tahribat, ayrıca dünyanın diğer bölgelerindeki orman örtülerinin yerini alan yeni bitki örtüsünün de bu artışa katkıda bulunmasıdır.

IŞIK KİRLİLİĞİ                           :

IŞIK KİRLİLİĞİ ; ışığın yanlış yerde,yanlış miktarda, yanlış yönde ve yanlış zamanda kullanılmasıdır

Geçen zaman ve gelişen teknolojiyle birlikte,gece yaşam süremizi uzatmak için yapay aydınlatmalar kullanıyoruz.Yapay aydınlatmaları kullanırkenki temel amaç daha güzel bir çevre yaratmak,daha kolay çalışmak,daha görünür reklam olduğu söylenebilir.

Ancak bu geldiğimiz nokta, hayat kalitemizin iyileşmesi için,kullandığımız gece aydınlatmaların yanlış kullanılmalardan kaynaklı olumsuz etkileri iklim değişikliği ile kendini göstermeye başlamıştır.

Yanlış aydınlatmanın, insanların sağlığından, doğal/vahşi yaşama, ekonomiden astronomi bilimine kadar çok yaygın  ve olumsuz etkileri vardır.

Hava kirliliği havamızı , su kirliliği  suyumuzu kirlettiği kirlettiği gibi, ışık kirliliği de iyim aydınlatmamızı kirletmektedir. Gereğinden fazla ve yanlış yerde ışık kullanmak, etkisiz  aydınlatma demektir. Bunun  sonucu harcanan enerjinin büyük bir kısmı boşa gitmektedir.

Bütün bunlar,elektrik üretirken ve tüketirken, petrol, doğalgaz ve kömür kaynaklarımız  ve harcanan parasal maliyet ve emekte boşa gitmektedir.

Ulusal Karanlık Gökyüzü Birliği’nin yaptığı araştırmaya  göre,dış aydınlatmaların %30’u boşa gitmektedir.

Güncel rakamlara göre ABD’de 3.3 milyar dolar (12.5 milyar TL),İngiltere’de ise,53 milyon sterlin (270 milyon TL.) tutarında enerji kaybına neden olmaktadır. Türkiye’de ise henüz büyük bir ölçekte çalışma yapılmamıştır.

2012 yılında Eskişehir özelinde yapılan bir pilot çalışma  sonuçlarına göre,Türkiye’de yaklaşık yıllık 250 milyon TL.tutarında enerjinin boşa gittiği tahmin edilmektedir.

2016’da güncellenen bilimsel bir çalışmada, dünya nüfusunun yüzde 83’ünün ışık kirliliği altında yaşadığı belirlenmiştir. Bu oran, Avrupa ve Amerika nüfusu ele alındığında yüzde 99 olarak gerçekleşmektedir. Aynı çalışmanın sonuçlarına göre, Türkiye nüfusun yüzde 97,8’i ışık kirliliği altında yaşamakta ve nüfusun yarısı (yüzde 49,9) Samanyolu’nu hiç görmemektedir.

IŞIK KİRLİĞİNİN ETKİLERİ     :

Kötü dış aydınlatmadan zarar görenler yalnız devlet bütçesi  ya da gece gökyüzünün karanlığı değildir.Doğalışığın,gece-gündüz farklılığının insan sağlığı dahil, birçok hayvan ve bitkinin yaşam çevrimlerinin önemli bir parçası olduğu iyi bilinmektedir. Yapılan araştırmalar ve gözlemler, çevredeki yapay aydınlatma,yani ışık kirliliği arttıkça bu yaşam çevrimlerinin de olumsuz etkilendiğini göstermektedir.

İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ:

Yapılan araştırmalar , gece maruz kalınan fazla ışığın aşırı kilolu olma, depresyon, uyku bozukluğu, diyabet, meme kanseri ve başka hastalıklara yakalanma riskini arttırdığını göstermektedir.24 saatlik gündüz/gece döngüsü, canlıların fizyolojik süreçlerini belirleyen, biyokimyasal mekanizmaları denetleyen biyolojik  saatini etkiler. Sadece gece  ve karanlıkta salgılanan melatonin hormonu, vücudun biyolojik saatini koruyup ritmi ayarlar.

Melatonin Hormonun bilinen etkileri :

1.            Hücreleri yenileyici,

2.            Yaşlanmayı geciktirici,

3.            Antioksidon özelliğe sahiptir.

4.            Uykuyu tetikler, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir,

5.            Kolestrolü düşürür v.b. yararları bulunmaktadır.

Aydınlık süresinin uzaması veya aniden ışığa çıkılması melatoninin salımını baskı altına alır ve durdurur.Benzer şekilde gece vardiyasında çalışan kadınlar üzerinde yapılan araştırmada meme kanseri riskini artırdığını göstermektedir.

WHO’a göre  ;  “biyolojik saat bozulmasına sebep veren vardiya çalışmaları” olası kansorejen  olarak listelemektedir. Lösemi ve diğer kanserlere yakalanan kişilerin özellikle tedavi süreçlerinde kesinlikle karanlık ortamda yatırılmalarının/uyumalarının istenmesinin sebebi de bu gerçeklere dayanmaktadır.

Bunun yanısıra, fazla ışık göz kamaşmasına yol açmakta,göz kasları sürekli aydınlık-karanlık uyumu sağlamaktan yorulmakta, kısa süre de kaybederek erken göz yaşlanmasına sebep olmaktadır.

DOĞAL/VAHŞİ YAŞAMA ETKİLERİ   :

İnsanlara benzer şekilde, hayvanlar da biyolojik saatiyle yaşarlar: çiftleşme, göç etme, uyuma ve yiyecek bulma  davranışları gecenin uzunluğuyla belirlenir. Gecenin yapay bir şekilde aydınlatılması , eş zamanlama  bozukluğuna ve  yön  duygusunun kaybına yol açar. Göçmen kuşlar şehrin bu görüntüsüyle yönlerini şaşırmakta ve doğal varış yerlerine hiçbir zaman ulaşamamaktadırlar.

Amerika’da ışıklarla aydınlatılmış binalara her yıl 100 milyon kuş çarparak ölüyor. Uzun süren yapay günler, kısa süren yapay geceler çok sayıda kuşta üreme dönemlerinin erken başlamasına sebep oluyor.

Yapay aydınlatmalardan en çok etkilenen canlılardan biri de ülkemizde çok sayıda bulunan deniz kaplumbağalarıdır. Dişi deniz kaplumbağaları yumurtalarını bırakmak için uzak ve karanlık yerleri tercih ederler ama maalesef kıyı ışıkları güvenli yer bulmalarını engeller.

Yarasa gibi gece beslenen hayvanlar da durumdan etkilenmektedir.Gecenin aydınlık miktarının artması, hem avcı hayvanların karanlıkta av bulma yeteneğini zayıflatır, hem de avların avcıyı görerek kaçmasını sağlar. Besin zincirinin etkilenmesiyle doğanın dengesi bozulmakta, bazı gece avcılarının neslinin tükenmesine yol açmaktadır.

Bitkiler için de durum farklı sayılmaz; fotosentez süreçleri etkilendiği için fazla ışığa  aruz kalan bitkiler-ağaçlar ölmekte, mevsimleri karışmakta, çiçeklenmeleri etkilenmektedir.

HAVA KİRLİLİĞİNE VE ENERJİ TÜKETİMİNE ETKİLERİ   :

Işık kirliliğinin enaz bilinen etkisidir. Boşa giden ışık için kullanılan fosil yakıtları hava kirliliğine neden olur. Tüm dünya’ da elektrik tüketiminin %19’u aydınlatma da kullanılıyor ki bu 1.9 milyar ton karbondioksite eşdeğerdir.

100 W’lık bir lambanın her gece bir yıl boyunca harcadığı enerji yarım ton enerjisine eşdeğerdir. Atmosferde kirliliğe sebep veren moleküllerle kimyasal tepkimeye giren azot kökleri(NO3) geceleyin havayı temizlerler. Ancak bunlar zayıf bağlı moleküller olduğundan parlak şehir ışıkları, bu bağları kopararak azot kökünü öldürür.Yani,yapay aydınlatmalar nedeniyle gece ne kadar kısa ve aydınlıksa, havayı temizleyen ajanların sayısı da azalmaktadır.

Kullanılmayan, boşa giden, uzaya kaçan ışık; boşa giden enerji, boşa harcanan para ve boşa giden doğal kaynaklardır.

ASTRONOMİ VE KARANLIK GÖKYÜZÜNE ETKİLERİ    :

Yapay  aydınlatmalardan ilk etkilenen ve rahatsız olanlar ,gökyüzügözlemcileri,yani astronomlardır. Astronomlar, içinde bulunduğumuz evrenin kökenini,yaşını ve yapısını anlamak için evrenin derinliklerine bakarak, milyarlarca yıl önce kaynağından çıkan ışıkları algılamak isterler. Bunun içinde gecenin karanlığa ihtiyaç duyarlar.

Gözlemevleri; bu sebepten şehirlerden  yüzlerce km uzakta olsa da bu sorunla karşı karşıyadır.Kısacası ışık kirliliği insanlığı, parçası olduğu evrenden uzaklaştır.

SONUÇ OLARAK    :

a.İl/İlçenizin gece gökyüzü parlaklığının ölçümleri yapılarak, bölgenin ışık kirliliği haritasının çıkarılması ve  yanlış aydınlatmadan kaynaklanan enerji kaybının önüne geçilmesi gerekmektedir.

b. Işık kirliliğinin insan sağlığına, doğal /vahşi yaşama etkileri, hava kirliliğine ve enerji tüketimine etkileri bilimsel olarak ispatlanmıştır.

c.Ülkemizin değerlerini korumak herkesin görevidir. Bu nedenle; konu hakkında  halkı bilgilendirilerek enerji kaybına ve  ülke kaynaklarının israfına engel olmamız, Anayasamızın 56 nci maddesi kapsamında çevremizi korumamız vatandaşlık görevi gereğidir.

d. İl/İlçe idarecilerimizin konuya hassasiyetle eğilmelerini ve ışık kirliliğini önlemek için gerekli tedbirleri almaları kamu menfaati gereğidir.

e. Işık kirliliği ne yazık ki dikkat çekilmeyen ve ilgi görmeyen sorunlardan biridir. Işık kirliliğini azaltmak ve önlemek adına aşağıdaki önlemleri alabiliriz.

  (1)  Işığın göğe yönelmesini önlemek ve aydınlatılacak yere doğru göndermek. Yeryüzüne paralel ışığın yayımını önlemek için mümkün olduğunca ışık ya tüm kesilmeli ya da çok düşük profilli muhafazalarda tutulmalıdır.

  (2)  Enerji tasarrufu eden ve ışığı her yöne saçmayan lambalar kullanılmalıdır. Astronomlar ışık kaynağı olarak düşük basınçlı sodyum lambaları tercih etmektedirler. Düşük basınçlı sodyum lambalar ışığı tam kesmez veya çok düşük profilli bir muhafaza değildir. Yüksek basınçlı sodyum lambalar ise gökyüzüne paralel ışık miktarını çok azalttığından daha fazla kabul görmektedir.

    Fazla ışıklandırmadan kaçınılmalıdır. Kabul edilen standartlara göre herhangi bir iş için doğru ışık miktarının kullanılması , ışık kirliliğine neden olan yansıtılmış ışık miktarını azaltacaktır.

(3)  Gereksiz gece ışıklandırması , kısmen dekoratif amaçlı projektör , ticari ve reklam amaçlı ışıklandırma , spor sahalarında kullanılan projektörler gece yarısından sabahın erken saatlerine kadar kapatılmalıdır.

(4)    Bina dış cephe ve reklam panolarının aydınlatılması amaçlı kullanılan projektör tipi armatürleruygun açılarla sadece aydınlatılmak istenilen alanı aydınlatacak tipte seçilmeli ve yönlendirilmelidir. Mümkün olduğunda aydınlatma yukarıdan aşağıya doğru yönlendirilerek yapılmalıdır.

(5)    Park ve bahçelerde büyük oranda gökyüzüne ışık gönderen glop tipi armatürlerin kullanılmasından kaçınılmalıdır. Bunların yerine yürüyüş yollarında uluslararası önerilerce verilen değerlerde yatay ve düşey aydınlık düzeylerini yaratan uygun tasarımlı direkt veya yarı-direkt armatürler kullanılmalıdır.

(6) İki yanında binaların bulunduğu cadde ve sokaklarda enine çelik halat askı sistemine takılan ve sadece yola ışık gönderen armatürler kullanılmalı.

 (7) Güvenlik amaçlı aydınlatmalarda harekete duyarlı, kendini otomatik olarak açan sistemler kullanmalıyız. Bu sistemler elle de kullanılabilmektedir. Böylece enerji giderimizi azalttığımız gibi ışığın caydırıcı etkisinden yararlanabiliriz.

 Yapılan araştırmalar gösteriyor ki göğü aydınlatma, suç işlemeyi engellemiyor. Suçun nedeni ışık ya da karanlık değildir.

Suçlular gökte aranmamalıdır!

HABER : Bülent ÖZGEN

RELATED ARTICLES
- Advertisment - YURT LOJİSTİK Gazete

Most Popular

Recent Comments