Enerji düşmanlığı mı çevrecilik mi?

0
262
Son yıllarda enerji “sevgisi” almış başını gidiyor. Eline çantayı alan “enerji uzmanı” olup RES, GES, JES, HES için ya da maden veya taş ocakları için yer arıyor.

Kalabalık nüfus, trafik, stres, geçim derdi, şehirleri yaşanmaz hale getiriyor. Sanayileşmeyle kent kavramı farklı bir yapıya büründü. İnsanlar belirli alanlara toplandı. İlk başlarda birçok açıdan bu durum avantaj teşkil etti. Üretim arttı, devletler açısından hizmet sunumu daha kolay oldu. Fakat ülkemiz özelinde (Birçok ülkede farklı olmadığını düşünerek) bu durum uzun vadeli politika eksikliğinden olsa gerek giderek sorunların ana noktaları haline geldi.

Kaliteli bir yaşam için yapılan “göçler” ıstıraba neden oldu. Şöyle ki hayat pahalılığı, öz üretimsizlik en temel ihtiyaçlarda bile paraya bağımlı hale getirdi. Bu sorunların alternatifi kırsala teşvik etmekten geçiyor. Kırsal; karmaşıklığın dışında tutularak, şehirleştirilmeden kendi ahenginde üretim merkezi yapılmalıdır. Bunun için yapılması gereken köyleri, yaylaları, tarımı, hayvancılığı, çevreyi, yaban hayatı, ormanları, suları korumaktır. Bunlara zarar veren projelere karşı çıkmaktır.

Son yıllarda enerji “sevgisi” almış başını gidiyor. Eline çantayı alan “enerji uzmanı” olup RES, GES, JES, HES için ya da maden veya taş ocakları için yer arıyor. Artık herhangi bir yerde enerji ile ilgili çalışmalar yapılacağı zaman insanların içini bir korku kaplıyor. Peki bu durumun sebebi nedir? Bu insanlar enerji düşmanı mıdır? Yoksa korktukları bir şeyler mi var?

Karşı çıkan insanlar çevreci, doğal üretimden yana. Dünyanın yaşadığı küresel sorunların daha ağır yaşanmaması için zamanında önlem almadan yana. Enerji üretimi doğanın yıkımının sonucu olmaması gerekiyor. Yıkım oluşturmayacak alternatif anlayışlar benimsenmeli. Daha kolay üretim, daha fazla kâr mantığı, içinden çıkılmaz sorunların, telafisiz yıkımların nedeni oluyor.

Enerji; çağımızın olmazsa olmazıdır. Fakat bunun karşısında beslenme, sağlık, temiz hava da daha fazla olmazsa olmazdır. Enerji üretimi hassas alan olarak değerlendirilmelidir. Kapitalizmin varlık nedenlerinden biri gibi konumlandırmak bu sıkıntıların kaynağını oluşturuyor. Kâr hırsı, kural tanımamazlık elde edilecek artıları hükümsüz kılıyor.

Toplumun, doğanın talepleri dikkate alınmadan siyasi saiklerle kararlar veriliyor. Masa başı onaylar, fizibilite eksiklikleri, yerelin görmezden gelinmesi rantçı anlayışı güçlendiriyor. Paydaşlar yok sayılıyor. İş verilenin (ruhsat sahibi) sermayedar olmasının dışında vasfı aranmıyor. Bu durum; enerji üretimi olarak gözükenin, aslında doğanın ömrünü dolayısıyla insanın yaşam kalitesini, ömrünü kısaltan bir olay olduğu söylenebilir.

Sonuç olarak; amaç/netice uyumluluğu önemlidir. Ranta kurban edilmeyen, kâr anlayışının esiri olmayan, yok olmamış bir çevre en önceliğimiz olmalıdır. Enerji üretimi ile çevre arasında bir tercihe zorlanılmayacak bilimsel metotlar kullanılmalıdır. İlla tercih olacaksa da bu en ufak şüpheye yer vermeden çevreden yana olmalıdır.

Yok olmuş çevreden sonra canlı hayatı kalmayacağı için enerji talebi de olmayacaktır. Çevre hassasiyeti enerji düşmanlığı değil; yaşama olan saygıdır, toprak, doğa, insan sevgisidir. Bu dünya kapital sevicilerin değil; üzerinde yaşayan her “tür”ündür. Sevgiyi, üretimi, doğaya sahip çıkarak çoğaltalım. Yaşam alanları her kesimin olsun.

KAYNAK : https://www.evrensel.net/haber/423306/enerji-dusmanligi-mi-cevrecilik-miİlhami BOZAN Nurhak Belediye Başkanı

HABER : BÜLENT ÖZGEN